Adli Kontrol Nedir?

Adli Kontrol Nedir?

 

Adli kontrol suç işlediği iddia olunan, suç işlediğine dair hakkında kuvvetli şüphe bulunan şüpheli veya sanığın yargıcın veya mahkeme kontrolünde bulunmasıdır.[1] 1412 sayılı CMK’de sistemsiz olarak düzenlenen bu kavramlar, 5271 sayılı CMK’da “Adli Kontrol” başlığı altında düzenlenmiştir.[2] Adli kontrol CMK 109. maddede düzenlenmiştir.[3] Söz konusu maddeye göre;

Madde 109 – (1) (Değişik: 2/7/2012-6352/98 Md.) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100’üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.

(2) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.

(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek.

e) Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek.

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.

h) Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak.

i) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek.

j) (Ek: 2/7/2012-6352/98 Md.) Konutunu terk etmemek.

k) (Ek: 2/7/2012-6352/98 Md.) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek. 

l) (Ek: 2/7/2012-6352/98 Md.) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek.

(4) (Ek: 25/5/2005 – 5353/14 Md.) (Mülga: 2/7/2012-6352/98 Md.) (Yeniden Düzenleme:14/4/2020-7242/15 Md.) Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16’ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadın şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de adlî kontrol kararı verebilir.

(5) Hâkim veya Cumhuriyet savcısı (d) bendinde belirtilen yükümlülüğün uygulamasında şüphelinin meslekî uğraşılarında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebilir.

(6) Adlî kontrol altında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) ve (j) bentlerinde belirtilen hallerde uygulanmaz. (Ek cümle:8/7/2021-7331/15 Md.) Ancak, (j) bendinde belirtilen konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.

(7) (Ek: 6/12/2006 – 5560/19 Md.) Kanunlarda öngörülen tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.

5271 sayılı CMK’da adli kontrolün tanımı yapılmamakla birlikte Doktrinde bu konuda bir görüş birliği bulunmamaktadır. Söz konusu görüşlerden bazıları şunlardır:

Soyaslan’a göre “Tutuklanmayan veya hukuki engel nedeniyle hakkında tutuklama kararı verilemeyen şüpheli veya sanığın mahkeme ve savcılığın denetimi altına alınmasıdır.”[4]

Centel/ Zafer’e göre: “Tutuklama gibi ağır bir tedbir yerine, daha hafif tedbirlerle şüphelinin veya sanığın kaçmasını veya delilleri karartmasını önlemenin mümkün olması durumunda tutuklamaya başvurulmaz. Tutuklamanın işlevini görecek alternatif tedbirlere, adli kontrol adı verilmiştir.”[5]

Adli Kontrol ’ün hukuki niteliğini açıklamak için ilk önce koruma tedbiri kavramını açıklanması gerekmektedir.

Koruma tedbirlerinin amacı, ceza muhakemesini yapılabilir kılmak ve muhakeme sonucunda verilecek hükmün yerine getirile bilirliğini güvence altına almaktır. Delillere ulaşmak ve delillerin karartılmasını önlemek, şüpheli veya sanığın muhakeme sırasında veya hükmün infazı için hazır bulundurulmasını sağlamak üzere bu tedbirlere başvurulmaktadır. [6]

Adli Kontrolde yukarıda verilen tanım ışığında bağımsız bir koruma tedbiridir. Adli kontrolün uygulanması için arama, yakalama, tutuklama ya da bir başka koruma tedbirinin öncelikle uygulanması şart değildir. Bir başka koruma tedbirine bağlı olmaksızın adli kontrol uygulana bilinmektedir.

Adli kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir (CMK m. 111/2). Kararın hangi merciden verildiği önem taşımaz. Soruşturma evresinde sulh ceza hakimince, kovuşturma evresinde mahkemece verilen adli kontrole ilişkin tüm kararlara karşı itiraz yasa yolu açıktır.[7]

Adli Kontrolün Amacı

Adli kontrolün amacı; CMK 100. maddedeki orantılılık ilkesi ve CMK 109. maddedeki “tutuklanması yerine” ifadesi de dikkate alındığında, tutuklamanın amacı ile aynıdır. Bir başka ifadeyle adli kontrol tedbirinin amacı; şüpheli veya sanığın kaçmasını veya delilleri karartmasını önlemek amacıyla ceza muhakemesinin sağlıklı bir şekilde yapılmasını ve muhakeme sonunda verilecek hükmün infazını sağlamaktır. [8] Bir başka yönden de tutuklama koruma tedbirinin uygulanması mümkün olan bu tedbirin amacı kişi özgürlüğünü kısıtlamaksızın sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasındaki bütün usul işlemlerinde, hükmün infazında veya altına alınabileceği yükümlülükleri yerine getirmek üzere hazır bulunmasını, katılanın zarar ve masraflarının veya muhakeme masraflarının giderilmesini sağlamaktır.[9]

Ceza Muhakemesi Kanunu madde 109’da sayılan adli kontrol yükümlülüklerine uyulmadığında; 

Hakkında adli kontrole karar verilen şüpheli veya sanığın kararda belirtilen yükümlülüklere uyup uymadığının denetimini yapma görevi 5402 Sayılı Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanunu’nun 12 ve 13. maddelerine göre Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Şube Müdürlüğü’dür. [10]

Yükümlülüklerini yerine getirmediği tespit edilen kişiler bakımından tutuklama kararı verilebilir. Ceza Muhakemesi Kanunu madde 112’ye göre; 

“Adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir.” 

“Verilebilir” ifadesinden de anlaşıldığı gibi, tutuklama kararı verilmesi ihtiyaridir. O nedenle işin öneminin tutuklamayı gerektirip gerektirmediği değerlendirilmelidir. Tutuklama kararının verilmesi için CMK m. 100 ve devamında yazılı hususlara uyulmalı ve şüpheli ya da sanığın mutlaka savunması alınmalı ve kendisine müdafi atanmalıdır.[11]

Adli Kontrol Kararının Verilmesi

CMK’nın 110. Maddesinde düzenlenmektedir. Söz konusu maddeye göre;

Madde 110 – (1) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir. 

(2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolun içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. 

(3) 109 uncu madde ile bu maddenin birinci ve ikinci fıkra hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır.

(4) (Ek:8/7/2021-7331/16 Md.) Şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise resen mahkeme tarafından 109 uncu madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir.

Kovuşturma evresi açsından adli kontrol kararı verilebilmesi için Cumhuriyet savcısının talebinden söz edilmezken, soruşturma evresinde hakimin adli kontrole karar verebilmesi için Cumhuriyet savcısının istemi gerekmektedir.

Adli Kontrol Kararının Kaldırılması

Adlî kontrol kararının kaldırılması Madde 111:

(1) Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra hâkim veya mahkeme 110 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre beş gün içinde karar verebilir. 

(2) Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir.

Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinde tutuklamada olduğu gibi adli kontrol tedbirinin de sona ermesine kendiliğinden karar verebilir. Adli kontrolün uygulanmasında azami bir süre öngörülmemiştir. [12] Ancak tedbirin uygulanmasına neden olan koşullar ortadan kalktığında tedbirin derhal kaldırılması gerekir. Adli kontrol tedbirinin incelenmesine ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Ancak tutuklamaya ilişkin olarak CMK m.108’in 1. ve 2. fıkralarında soruşturma evresinde en geç otuz günde bir tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmediği konusunda Cumhuriyet savcısı veya şüpheli tarafından istemi doğrultusunda aynı karar vermesi gerektiğinden söz edilmiştir.[13]  Aynı yönde bir düzenlemenin adli kontrolde de olması gerektiği tartışılmaktadır.[14]


Kaynakça

[1] Soyaslan, a.g.e., s.1109

[2] Centel, Zafer, a.g.e., s.359

[3] Ceza Muhakemesi Kanunu

[4]Soyaslan Doğan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2010, s.321.

[5] Centel, Zafer, a.g.e., s.393.

[6] Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, Beta Basım Yayın, 12. Baskı, 2007, s. 314

[7] Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 12. Baskı, İzmir 2015, s. 397

[8] Şahin, a.g.e.(Ceza Muhakemesi Hukuku),s.233

[9] Hacıoğlu,a.g.m., s.172.

[10] ÖZBEK, Ceza Muhakemesi Hukuku, s.311.

[11] İNCİ, Z. Özen, Bir Koruma Tedbiri Olarak Türk Ceza Muhakemesinde Tutuklama, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2008, s.88.

[12] İNCİ, s.87.

[13] STEFANI- LEVASSEUR- BOULOC, s.652, LARGUIER, Jean- CONTE, Philippe, Procedure Penale, 21. Edition, Dalloz, 2006, s.189.

[14] ŞAHİN, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, s.320.