Taşınır Satışı Sözleşmesi Nedir?

Taşınır Satışı Nedir?

TBK m. 209/I’e göre, “Taşınır satışı, Türk Medeni Kanunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin satışıdır.”
Taşınır Satış Sözleşmesi, satıcının satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşme türüdür.
Taşınır Kiralama Sözleşmesi, bir veya birden fazla taşınır eşya kiralanmak istendiğinde, söz konusu taşınır eşya veya eşyaları kiraya veren ile kiralamak isteyen kiracı arasında kiralama koşulları ve kiralama bedeli gibi kriterlerin belirlenmesi amacıyla kullanılır.

 

Taşınır Satışı Sözleşmesinin Hukuki Niteliği

Taşınır satışına özgü hukuki ilişki, Türk Borçlar Kanunu’nun 207. maddesi ve devamında düzenlenen satış sözleşmesi aracılığıyla kurulmaktadır. Satış sözleşmesi, niteliği itibarıyla bir rıza sözleşmesidir; dolayısıyla tarafların satışa ilişkin iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun biçimde açıklamaları, hukuki ilişkinin doğumu için yeterlidir. Bu kapsamda satıcı, satılan malı teslim ederek mülkiyetini alıcıya geçirme ve malı ayıpsız ve zaptsız olarak devretme borcu altına girerken; alıcı, satış bedelini ödeme ve satılanı teslim alma yükümlülüğünü üstlenmektedir. Ayrıca, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir adet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler.

Taşınır Satış Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları Nelerdir?

Taşınır satış sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kural olarak herhangi bir özel şekle tabi değildir. Bu nedenle, sözleşmenin geçerliliği için kanunda öngörülen genel şartların sağlanması yeterlidir. Geçerlilik şartları şu şekilde özetlenebilir:

I.İrade Beyanlarının Uygunluğu

Sözleşmenin kurulabilmesi için satıcı ile alıcının iradelerinin birbirine uygun şekilde açıklanması gerekir. Satıcı, satılanı devretme ve teslim etme iradesini; alıcı ise bedeli ödeme iradesini ortaya koymalıdır. İradelerin sakatlanmamış olması (örneğin hata, hile, ikrah bulunmaması) da geçerlilik için önemlidir.

II.Konunun Belirlenebilirliği

Satışın konusunu oluşturan taşınır malın mevcut ya da en azından belirlenebilir olması gerekir. Konusu imkânsız bir sözleşme baştan itibaren geçersizdir.

III. Bedelin Belirlenebilirliği

Satış sözleşmesinde mutlaka bir bedel bulunmalı ve bu bedel para olarak kararlaştırılmalıdır. Bedelin tamamen yokluğu, sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurur; ancak bedelin belirlenebilir olması yeterlidir.

IV.Şekil Şartı

Taşınır satış sözleşmesinin geçerliliği, kural olarak bir şekil şartına bağlı değildir (TBK md 12). Bununla beraber taraflar bu sözleşmenin belirli bir şekilde yapılmasını kararlaştırdıkları taktirde kararlaştırılan şekle uyunmadan yapılan sözleşme geçersiz olur (TBK md 17/1). Bununla birlikte bazı özel kanun hükümleri ile bir kısım taşınır satış sözleşmelerinin geçerlilik açısından şekil şartına bağlandığı görülmektedir. Bu hükümlerden bazıları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu md 52 gereğince ‘’…eser üzerindeki mali haklara dair sözleşmenin yazılı olması…” , 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu md 148/4 uyarınca markaların devri yazılı şekilde yapılmak zorundadır düzenlemesi ve Karayolları Trafik Kanunu md 20/I-b.2-d’ye göre trafik siciline kayıtlı her türlü motorlu taşıt araçlarının satış ve devirleri noterlikçe düzenlenen sözleşmeyle yapılır düzenlemeleri bu hükümlerden bazılarıdır. Taşınır satışında şekilsizliğin sakıncalarını önlemek amacıyla bazı hükümler de öngörülmüştür: TTK m. 21/I’e göre, Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi , bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.

Teslim ve Zilyetlik: Taşınırda Mülkiyet Ne Zaman Geçer?

Satış sözleşmesi mülkiyetin devrini amaçlayan sözleşmedir. Bu nedenle bu sözleşmede satıcının en önemli borcu taşınırın mülkiyetini alıcıya geçirme borcudur.

Taşınırlarda mülkiyet, zilyetliğin devri ile geçer (TMK md. 763). Zilyetliğin devri hazırlar arasında teslim, bir başka ifadeyle alıcının taşınır malda hâkimiyetinin sağlanması (TMK md. 977); hazır olmayanlar arasında alıcının temsilcisine teslim (TMK md. 978); teslimsiz devir (Hükmen teslim) yani satış sözleşmesine rağmen, taşınırın alıcıya teslim edilmeyip, satıcıda ya da bir üçüncü kişide özel bir hukuki ilişkiye dayanarak kalmaya devam etmesi emtiayı temsil eden senetlerin teslimi (TMK md. 980) şeklinde gerçekleşebilir.

Satıcının sözleşmeye rağmen, satılanın zilyetliğini alıcıya geçirmemesi, sözleşmeye aykırı bir davranıştır. Ancak satıcının sorumluluğu, taşınırın zilyetliğini alıcıya geçirmekle son bulmamaktadır. Zira satıcı taşınırın zilyetliğini, alıcıya geçirmesine rağmen, bir üçüncü kişi bunun kendisine ait olduğu yönünde üstün bir hak iddiasında bulunduğunda, satıcı alıcıya karşı sorumludur.(TBK md. 214).

Taşınır Satışında Yarar ve Hasarın Geçmesi

Taşınır satış sözleşmesinde, satılanın yarar ve hasarının hangi anda kime geçtiği meselesi, satış hukukunun temel konularından birini teşkil etmektedir. Türk Borçlar Kanunu m. 208’de, bu husus ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Öncelikle, yarar kavramı, satılan maldan elde edilecek semereler, değer artışları veya ekonomik faydaları ifade ederken; hasar, malın yok olması, değerini kaybetmesi veya alıcının maldan yararlanamaması sonucunu doğuran riskleri ifade etmektedir. Yarar ve hasarın kime ait olacağı sorunu, özellikle malın teslime kadar telef olması veya değerini kaybetmesi hallerinde önem kazanmaktadır. Kanuni düzenlemeye göre, aksi kararlaştırılmadıkça, satılanın yararı ve hasarı, sözleşmenin kurulmasıyla değil, satılanın zilyetliğinin alıcıya devriyle birlikte alıcıya geçer.Bununla birlikte, kanun koyucu taraflara sözleşme serbestîsi tanımış ve yarar ile hasarın farklı bir zamana bağlanabileceğini kabul etmiştir. Örneğin taraflar, sözleşmede özel bir hüküm ile yarar ve hasarın sözleşmenin kurulması anında veya malın taşınması sırasında alıcıya geçeceğini kararlaştırabilirler. Aynı şekilde, teamül veya yerel adetler de bu konuda belirleyici olabilir. Yarar ve hasarın geçmesi kuralının temel işlevi, satılan malın teslime kadar telef olması halinde hangi tarafın zarara katlanacağını belirlemektir. Teslimden önce malın satıcının kusuru olmaksızın yok olması halinde, kural olarak zarar satıcıya ait olur. Teslimden sonra meydana gelen hasar ise alıcıya yüklenir. Ancak satıcının teslim borcunu gereği gibi yerine getirmemesi veya temerrüde düşmesi halinde, hasar sorumluluğu satıcıda kalmaya devam eder.

Taşınır Satışında Ayıp ve Sorumluluk Halleri

Taşınır satış sözleşmesinde satıcının en temel borçlarından biri, ayıpsız mal teslim etme yükümlülüğüdür. Türk Borçlar Kanunu’nun 219 ve devamı maddelerinde, satıcının ayıptan sorumluluğu ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Ayıp kavramı, satılanın alıcıya teslimi anında, sözleşmede kararlaştırılan niteliklere sahip olmaması veya objektif olarak taşınırın değerini ve kullanım amacını ortadan kaldıran ya da önemli ölçüde azaltan eksikliklerin bulunması şeklinde tanımlanır. Ayıptan sorumluluk, satıcının, satılanın, hasarın geçtiği anda alıcıya bildirdiği (vadettiği) nitelikleri veya dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımamasından dolayı sorumlu olmasıdır (TBK m. 219/1). Dolayısıyla, satıcının vaat ettiği özellikleri taşımayan veya olağan kullanım bakımından ciddi eksiklikleri olan her taşınır, ayıplı mal kapsamında değerlendirilir. Satıcının ayıptan sorumluluğu, kusursuz sorumluluk esasına dayanmaktadır. Zira TBK m. 219 uyarınca, satıcı maldaki ayıplardan kusuru bulunmasa dahi sorumludur. Bununla birlikte, alıcının ayıptan haberdar olması veya dürüstlük kuralı gereği haberdar sayılması hallerinde, yahut satıcının ayıbı açıkça bildirmesi durumunda, satıcının sorumluluğu ortadan kalkar. Alıcıya, TBK m. 227 kapsamında, satılanın ayıplı olması halinde çeşitli seçimlik haklar tanınmıştır. Bunlar; satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği taktirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme şeklinde sıralanmaktadır. Bu seçimlik haklara ek olarak, alıcı koşulların varlığı halinde uğradığı zararın tazminini de talep edebilir. Bununla birlikte, alıcıya belirli yükümlülükler de yüklenmiştir. TBK m. 223’e göre alıcı, satılanı teslim alır almaz imkân bulduğu ölçüde gözden geçirmek ve ayıpları derhal satıcıya bildirmek zorundadır. Aksi halde satılanı onaylamış sayılır. Ancak gizli ayıplarda, alıcının ihbar yükümlülüğü, ayıbı öğrenmesinden itibaren başlar. Ayıptan doğan talepler, kural olarak teslimden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresi içerisinde ileri sürülebilir (TBK m. 231). Ancak satıcının ayıbı hile ile gizlemesi halinde, bu süre uygulanmaz. Böylece kanun koyucu, satıcının kötü niyetli davranışını korumamış, aksine alıcıyı güçlendirmiştir.

Uyuşmazlıkların Çözümünde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Taşınır satış sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesi, tarafların başvuracağı hukuki yol açısından önem arz etmektedir.

Görevli Mahkeme:
Taşınır satış sözleşmesinden kaynaklanan davalar, niteliği itibarıyla özel hukuk ilişkisi doğurduğundan, kural olarak Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir (HMK m. 2). Ancak uyuşmazlığın konusunun ticari dava niteliği taşıması halinde, görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olacaktır.Örneğin tarafların her ikisinin de tacir olması ve uyuşmazlığın ticari işletmeleriyle ilgili bulunması durumunda görev Asliye Ticaret Mahkemesi’ne aittir.

Yetkili Mahkeme:
Yetki bakımından ise genel yetki kuralı geçerlidir. HMK m. 6 uyarınca, davalı gerçek veya tüzel kişinin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Bunun yanında, HMK m. 10 gereğince, sözleşmeden doğan davalarda, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi de yetkili kabul edilmektedir. Dolayısıyla taşınır satış sözleşmesinde bedelin ödeneceği veya malın teslim edileceği yer mahkemesi de yetki bakımından tercih edilebilir.


Kaynakça

[1] Aral, Fahrettin – Ayrancı, Hasan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 16.baskı, Ankara, Yetkin Yayınları, 2023.

[2] Kılıçoğlu, Ahmet M., Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 5.baskı, Ankara,Doruk Kitabevi Basım Yayım, 2023.

[3] 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu