Marka Başvuru Süreci Nasıl İşlemektedir?
- Marka Başvurusunda Başvurulacak Kurum
Ülkemizde marka tescil başvuruları; Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (“SMK”) 11.maddesinde gösterilen belgelerle birlikte Türk Patent ve Marka Kurumu’na (“Kurum”) yapılmaktadır.
- Marka Başvurusunda Gerekli Belgeler
Marka başvurularında gerekli olan belgeler SMK’nın 11.maddesinde açıkça gösterilmektedir. İlgili maddeye göre marka başvurusu yapılırken kuruma sunulması gereken belgeler şu şekildedir:
- Başvuru sahibinin kimliğine ilişkin bilgileri içeren başvuru formu,
- Marka örneği,
- Başvuruya konu mal veya hizmetlerin listesi,
- Başvuru ücretinin ödendiğini gösterir bilgi,
- Başvuru, ortak marka veya garanti markası için yapılmışsa 32. madde kapsamında düzenlenmiş teknik şartname,
- Rüçhan hakkı talebi varsa rüçhan hakkı talep ücretinin ödendiğini gösterir bilgi,
- Marka örneğinde Latin alfabesi dışında harf veya harfler kullanılmışsa bunların Latin alfabesindeki karşılığı.
Görüldüğü üzere başvuru sahibinin, başvurusunda kuruma ticaretle uğraştığını gösterir bir belge sunması aranmamaktadır. O halde başvurucu, başvuru esnasında ticaretle uğraşmasa dahi, başvuruya konu markasını, “ileride kullanmak üzere” tescil ettirebilme imkanına sahip olmaktadır.
- Kimler Başvurabilir?
Türk hukukunda sınai mülkiyet hakları, tescil ve ülkesellik ilkelerine dayanmaktadır. Bu ilkeler, hakların yalnızca tescil edildiği ülke sınırları içerisinde korunmasını sağlamaktadır. Ancak, bu durum yabancıların korumadan tamamen mahrum bırakılacağı anlamına da gelmemektedir. Dolayısıyla, ülkemizde yabancıların sınai mülkiyet hakları, belirli şartları sağladıkları takdirde korunabilmektedir. Diğer bir deyişle, Türkiye’de her yabancı otomatik olarak bu hakların korumasından faydalanamasa da, yasada açıkça belirtilen yabancı kimseler korumadan yararlanabilmektedir.
Nitekim SMK’nın “Korumadan Yararlanacak Kişiler” başlıklı 3.maddesinde:
“Bu Kanunla sağlanan korumadan;
a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları,
b) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yerleşim yeri olan veya sınai ya da ticari faaliyette bulunan gerçek veya tüzel kişiler,
c) Paris Sözleşmesi veya 15/4/1994 tarihli Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması hükümleri dâhilinde başvuru hakkına sahip kişiler,
ç) Karşılıklılık ilkesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti uyruğundaki kişilere sınai mülkiyet hakkı koruması sağlayan devletlerin uyruğundaki kişiler, yararlanır.”
Hükmü yer almaktadır.
Öyleyse, ülkemizde her Türk vatandaşı ile birlikte, diğer bentlerde belirtilen şartları sağlayan her gerçek veya tüzel kişi marka tescil başvurusunda bulunabilmektedir.
Kurum, Yapılan Başvuruları Hangi Yönden Değerlendirmektedir?
- Şekil Yönünden Dikkat Edilmesi Gerekenler
Marka başvuruları, Kurum tarafından öncelikle şekli açıdan incelenmektedir. Bu ilk aşamada, markasını tescil ettirmek isteyen kişilerin başvuruda bulunurken ibraz etmesi gereken belgeleri kuruma eksiksiz ve doğru şekilde sunmuş olması büyük önem taşımaktadır. Nitekim başvuru dosyasında söz konusu belgelerden bir veya birden fazlasının eksik olması, başvurunun henüz daha şekli incelemedeyken takılmasına yol açmakta ve tescil sürecinin uzamasına neden olmaktadır. Zira kurum, eksik belgeleri tespit ettiğinde başvurucuya bu eksiklikleri tamamlaması için 2 aylık bir süre vermektedir. Bu süre zarfında eksikliklerin giderilmemesi durumunda ise başvuruyu işlemden kaldırmaktadır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, başvuru dosyasında;
- başvuru sahibinin kimliğine ilişkin bilgileri içeren başvuru formunun,
- marka örneğinin,
- başvuruya konu mal veya hizmetlerin listesinin,
- başvuru ücretinin ödendiğini gösterir bilginin,
Bir veya birden fazlasının eksik olduğu hallerde, başvuru tarihi eksikliklerin giderildiği tarih, saat ve dakika itibariyle kesinleşmektedir.
Buna karşın;
- ortak marka veya garanti markası için düzenlenmiş teknik şartnamenin,
- -rüçhan hakkı talebi varsa- rüçhan hakkı talep ücretinin ödendiğini gösterir bilginin,
- -marka örneğinde Latin alfabesi dışında harf veya harfler kullanılmışsa- bunların Latin alfabesindeki karşılığının,
Bir veya birden fazlasının eksik olduğu hallerde ise başvuru tarihi başvurunun yapıldığı an itibariyle kesinleşmektedir. Zira, bu belgelerin eksik olması başvuru tarihini etkilememektedir. (SMK 15/2)
- Esas Yönünden Dikkat edilmesi Gerekenler
Başvurunun şekil yönünden herhangi bir eksikliğinin bulunmadığına karar verilmesinden sonra esasa ilişkin değerlendirme aşamasına geçilmektedir.
Kurum, başvurunun esas yönünden incelenmesi safhasında; SMK’nın 5.maddesinde öngörülen “mutlak ret nedenleri” bakımından bir aykırılık olup olmadığını denetlemektedir.
Mutlak ret nedenleri yönünden yapılan değerlendirmeler neticesinde gerekli nitelikleri haiz olduğuna karar verilen başvuru, Resmi Marka Bülteninde yayımlanmaktadır.
Başvurunun bültende yayımlanması başvuruya konu markanın tescil edildiği anlamına gelmemekle birlikte, kurum nezdinde “tescil edilebilir” olarak kabul edildiğini göstermektedir. Ancak pek tabii ilgililer bu yayına 2 ay içerisinde SMK’nın 6.maddesinde öngörülen “nispi ret nedenleri” bakımından itiraz edebilmektedir.
Kurum, yayına itiraz hakkında kabul kararı verirse başvuru sahibi; ret kararı verirse itiraz sahibi, 2 ay içinde Yeniden İnceleme ve Denetleme Kurumu’na (YİDK) başvurma hakkına sahiptir. Bu ihtimalde YİDK başvuruya konu markanın tescili hususunda kurumun nihai kararını vermektedir. Tüm bu süreçleri başarıyla tamamlayan başvuru, marka olarak tescil edilmektedir. Dolayısıyla marka başvurusu yapacak kişilerin bu süreçler hakkında yeterli bilgiye sahip olmaları bir hayli önem arz etmektedir.
Marka Başvurusu Yapacak Kişinin Hukuken Dikkat Etmesi Gerekenler
- Şekil Bakımından Dikkat Etmesi Gerekenler
Yukarıda da izah edildiği üzere, marka başvuruları Türk Patent ve Marka Kurumu’na yapılmaktadır. Dolayısıyla, markasını tescil ettirmek isteyen kişilerin öncelikle doğru kuruma başvuruda bulunması gerekmektedir.
Kurum, kendisine ibraz edilen başvuruyu öncelikle şekil bakımından incelemektedir. Bu nedenle, markasını tescil ettirmek isteyen kişilerin başvuruda bulunmadan önce gerekli belgeleri eksiksiz bir şekilde hazırlamaları ve ardından başvuruda bulunmaları doğru bir yaklaşım olacaktır. Aksi takdirde kurum eksikliklerin giderilmesi için süre tayin ettiğinden tescil süreci 2 aya kadar uzayabilmektedir.
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, ilk olarak kimliğine ilişkin bilgileri içeren başvuru formunu, başvuruya konu marka örneğini, başvuruya konu mal veya hizmetlerin listesini, başvuru ücretinin ödendiğini gösteren bilgiyi, -başvuru ortak marka veya garanti markası için yapılmışsa- 32. madde kapsamında düzenlenmiş teknik şartnameyi, -rüçhan hakkı talebi varsa- rüçhan hakkı talep ücretinin ödendiğini gösterir bilgiyi ve -marka örneğinde Latin alfabesi dışında harf veya harfler kullanılmışsa- bunların Latin alfabesindeki karşılığını hazırlamalı; ardından bu belgelerle birlikte Türk Patent ve Marka Kurumu’na başvuruda bulunmalıdır.
- Esas Bakımından Dikkat Etmesi Gerekenler
Kurum, başvurunun esas yönünden incelenmesi safhasında, başvuruya konu markada SMK’nın 5. maddesinde öngörülen “mutlak ret nedenleri” nin mevcut olup olmadığını incelemektedir. Bu sebeple, marka başvurusunda bulunacak kişilerin, tescil ettirmek istedikleri markanın, söz konusu mutlak ret nedenlerinden herhangi birine tabi olup olmadığını önceden dikkatle değerlendirerek, başvuruda bulunmaları isabetli olacaktır. Aksi takdirde, başvurunun esas yönünden reddedilmesi söz konusu olabilecektir.
Mutlak ret nedenleri, toplumun genel menfaatlerini koruma amacına yöneldiğinden kurum tarafından re’sen incelenmektedir. Bu nedenler kanun koyucu tarafından SMK’nın 5.maddesinde tahdidi olarak sayılmıştır.
Aşağıda her bir mutlak ret nedeni ayrı ayrı ele alınacak olup, başvurucuların dikkat etmeleri gereken hususlar ayrıntılı bir şekilde açıklanacaktır. Bu hususlara özen gösterilmesi, başvuruların tescil sürecinde herhangi bir engelle karşılaşılmaması açısından kritik bir öneme sahiptir.
- Mutlak Ret Nedenleri (SMK madde 5)
- Başvuruya Konu Markanın Soyut Ayırt Ediciliğinin Bulunmaması (SMK 5/1-a)
Soyut ayırt edicilik, “bir işaretin, herhangi bir özel durumdan bağımsız olarak, bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etme yeteneği” olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle, aşağıda açıklanacak olan “somut ayırt edicilik” kavramı ile karıştırılmamalıdır.
Somut ayırt ediciliği bulunmayan işaretler, sonradan kullanım yoluyla ayırt edici nitelik kazanabilme potansiyeline sahipken, soyut ayırt ediciliği bulunmayan işaretlerin tescil edilmesi hiçbir durumda mümkün değildir.
Örnek vermek gerekirse, okumuş olduğunuz bu blog yazısının soyut ayırt ediciliği bulunmadığından, marka olarak tescili de mümkün olmayacaktır. Zira birkaç sayfadan oluşan ve belirli sözcük gruplarını içeren bir yazı, ne kadar kullanılırsa kullanılsın, ayırt edici nitelik kazanamayacaktır.
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, başvuruda bulunmadan önce tescil ettirmek istedikleri işaretin soyut ayırt ediciliğinin bulunduğundan emin olmalıdır.
- Başvuruya Konu Markanın Somut Ayırt Ediciliğinin Bulunmaması (SMK 5/1-b)
Somut ayırt edicilik ise soyut ayırt edicilikten farklı olarak, başvuruya konu işaretin belirli bir ürün ya da hizmet kategorisinde diğerlerinden ayrışması anlamına gelmekte olup sonradan kullanım yoluyla tescili de mümkün olmaktadır.
Örneğin tek bir harf ya da sayıdan oluşan markanın soyut ayırt ediciliği bulunmakla beraber kural olarak somut ayırt ediciliği bulunmamaktadır. Nitekim yalnızca “ş” harfinden veya “27” sayısından oluşan markanın belirli bir ürün ya da hizmet sınıfında özelleştiği ve diğerlerinden ayrıştığı söylenemeyecektir. Dolayısıyla bu tür işaretleri içeren marka başvuruları kural olarak mutlak ret nedenleri incelemesine takılmakta ve yapılan başvuru, söz konusu işaretin somut ayırt ediciliği bulunmadığından bahisle reddedilmektedir.
Bununla birlikte, yukarıda da belirtildiği üzere, bu tür işaretlerin yoğun ve sürekli fiili kullanım sonucunda somut ayırt edici nitelik kazanmaları hâlinde tescil edilmeleri mümkün olmaktadır. Zira bu tür işaretlerin soyut ayırt edici nitelikleri baştan itibaren mevcut olup somut ayırt edici niteliklerini kullanım yoluyla kazandıkları kabul edilmektedir. Nitekim dünya genelinde tek bir harften oluşmasına rağmen kullanım sonucu güçlü bir ayırt edicilik kazanmış ve tanınmış marka statüsüne ulaşmış çok sayıda marka bulunmaktadır.
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, başvuruda bulunmadan önce tescil ettirmek istedikleri işaretin somut ayırt ediciliğinin bulunduğundan emin olmalıdır. Bu doğrultuda mümkünse, markalarının tek bir harf veya sayıdan oluşmamasına özen göstermelidir. Ancak, yine de bu tür işaretleri marka olarak tescil ettirmek isteyen kişilerin, gerekli şartları sağladıkları takdirde (işaretin stilize edilmiş olması, yoğun fiili kullanım vs.) istedikleri sonuca ulaşması mümkün gözükmektedir.
- Başvuruya Konu Markanın Tasviri İşaret Barındırması (SMK 5/1-c)
Marka olarak tescil ettirilmek istenen bir işaretin, başvuruya konu mal veya hizmet sınıfında herkesin kullanma özgürlüğüne sahip olduğu tanımlayıcı bir işaret içermesi mümkün değildir. Zira aksi takdirde, ilgili mal veya hizmet sınıfında herkesin kullanabileceği ibarelerin, belirli bir şahsın tekeline verilmesi durumu söz konusu olacağından kamu yararı gözetilmemiş olacaktır.
Bir işaretin tasviri (tanımlayıcı) olarak kabul edilebilmesi için, ait olduğu mal veya hizmet sınıfının karakteristik özelliklerini tüketicinin zihninde doğrudan çağrıştırması gerekmektedir. Bir işaretin, ait olduğu mal veya hizmet sınıfının karakteristik özelliklerini tüketicinin zihninde yalnızca dolaylı olarak çağrıştırması hâlinde, tasviri nitelikte kabul edilmesi mümkün değildir.
Örneğin, “Sütlaç Keyfi” ibaresi, NICE Sınıflandırması’na göre 30. sınıfın alt sınıflarında yer alan “Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar; ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, hamburger sandviç, dürüm sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, künefe, puding, muhallebi, kazandibi, sütlaç, keşkül” gibi ürünlerin yer aldığı sınıf için tescil ettirilmek istendiğinde, bu işaret ait olduğu sınıfın karakteristik özelliklerini tüketicinin zihninde doğrudan çağrıştıracağından, tasviri nitelikte kabul edilecek ve mutlak ret nedenleri kapsamında başvuru reddedilecektir.
Bununla birlikte, “Sütlaç Keyfi” ibaresi, farklı bir sınıf için (örneğin, Sınıf 33: Alkollü İçecekler) tescil edilmek istenirse, tescili elbette mümkündür. Hatta, böylesi bir ibarenin alkollü içecekler sınıfında ayırt ediciliği oldukça yüksek olacağından bu durum marka sahibinin lehine bir avantaj dahi sağlayabilecektir.
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, başvuruda bulunmadan önce tescil ettirmek istedikleri işaretin başvuruya konu mal veya hizmet sınıfında tasviri (tanımlayıcı) nitelikte olmadığından emin olmalıdır.
- Başvuruya Konu Markanın, Tescil Edilmiş ya da Daha Önceki Bir Tarihte Tescil Başvurusu Yapılmış Bir Marka ile Aynı veya Ayırt Edilemeyecek Kadar Benzer İşaretleri Barındırması (SMK 5/1-ç)
Marka olarak tescil ettirilmek istenen bir işaretin, aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak daha önce tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer işaretler içermesi durumunda, başvuru kurum tarafından mutlak ret nedenleri kapsamında reddedilmektedir.
Bu konuda yapılacak değerlendirmenin, nisbi ret nedenlerinden olan “karıştırılma ihtimali (iltibas)” kavramını kapsayacak şekilde anlaşılmaması gerekmektedir. Zira burada söz konusu olan değerlendirme, markalar arasındaki aynılık veya benzerliğin tüketici nezdinde iltibasa yol açıp açmayacağının ayrıca incelenmesini gereksiz kılacak derecede güçlü ve açık olup olmadığının tespitine yöneliktir.
Dolayısıyla bir başvurunun bu bağlamda reddedilebilmesi için şu 3 koşul kümülatif olarak aranmaktadır:
- a)Markalar arasında tarihsel öncelik-sonralık ilişkisinin varlığı
- b)Markalar arasında iltibas incelemesini gereksiz kılacak derecede ayniyet/ ayırt edilemez benzerlik bulunması
- c)Markaların “aynı veya aynı türde mal veya hizmetler için” kullanılıyor olması.
Belirtmekte fayda vardır ki, yukarıdaki üç koşul kümülatif olarak gerçekleşse dahi, tarihsel olarak önce gelen marka sahibi, sonraki markanın tesciline açıkça muvafakat etmişse ve bu muvafakat, noter onaylı belge şeklinde Kuruma sunulmuşsa, başvuru bu mutlak ret nedeni açısından reddedilmeyecektir (SMK 5/3).
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, başvuruda bulunmadan önce tescil ettirmek istedikleri işaretin, başvuruya konu mal veya hizmet sınıfında daha önce tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış bir marka ile güçlü bir ayniyet veya benzerlik taşımadığından emin olmalıdır.
Eğer bu türden bir işaret yine de tescil ettirilmek isteniyorsa, önceki marka sahibinden noter onaylı muvafakatname alınarak başvuru esnasında kuruma sunulmalıdır. Aksi takdirde başvuru, önceki marka sahibinin itirazına gerek kalmaksızın kurum tarafından “mutlak ret nedenleri” kapsamında reddedilecektir.
- Başvuruya Konu Markanın, “Ticaret Alanında Herkes Tarafından Kullanılan veya Belirli Bir Meslek, Sanat veya Ticaret Grubuna Mensup Olanları Ayırt Etmeye Yarayan İşaret veya Adlandırmaları” Münhasıran ya da Esas Unsur Olarak Barındırması (SMK 5/1–d)
Marka olarak tescil ettirilmek istenen bir işaretin, ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat ya da ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak barındırması mümkün değildir.
Örneğin, terzi, banka, çiçekçi gibi sözcükler, ilgili oldukları sektörlerde faaliyet gösteren herkes tarafından kullanılabileceğinden, bu tür sözcüklerin tek bir şahsın tekeline verilmesi kamu yararına aykırılık teşkil edecektir. Nitekim Yargıtay, “bahçe kültürü, sera ve çiçekçilik alanında yapılacak sergi ve organizasyonları”nı konu alan bir hizmet için tescil edilmek istenen “FLORİST” ibaresinin hem hizmetin cinsini hem de hizmete ait bir meslek grubunun adını içermesi nedeniyle tescil edilemeyeceğini belirtmiştir.
Ancak belirtmek gerekir ki, bu tür işaretlerin ayırt edici nitelikteki başka ibarelerle birlikte kullanılması sonucunda tali unsur haline gelmeleri kaydıyla tescil edilebilmeleri de mümkündür.
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, başvuru yapmadan önce tescil ettirmek istedikleri işaretin, ticaret alanında yaygın olarak kullanılan veya belirli bir meslek, sanat ya da ticaret grubuna mensup olanları belirtmeye yarayan ibareleri münhasıran veya esas unsur olarak içermediğinden emin olmalıdır. Eğer başvuruya konu edilecek işarette bu tür ibarelerin münhasıran veya esas unsur olarak yer aldığı tespit edilirse, ayırt ediciliği yüksek asli unsurlarla birleştirilerek, tescil edilebilir nitelikte yeni bir işaret oluşturulması gerekmektedir.
- Başvuruya Konu Markanın, Bir Malın Doğası Gereği Ortaya Çıkan Şeklini veya Mala Asli Değerini Veren Şekli ya da Başka Bir Özelliğini Münhasıran Barındırması (SMK 5/1–e)
Marka olarak tescil ettirilmek istenen bir işaret, malın doğası gereği ortaya çıkan şeklini ya da başka bir özelliğini veya teknik bir sonucu elde etmek için zorunlu olan, mala asli değerini veren şekli ya da başka bir özelliğini münhasıran içermemelidir. Başka bir deyişle, bir malın, kendisinden beklenen fonksiyonu yerine getirebilmesi için belirli bir biçimde üretilmesi gerektiği durumlarda, bu biçimin (örn. otomobil lastiği, eldiven) bir kişinin tekeline verilmesi suretiyle marka olarak tescil edilmesi mümkün değildir.
Zira işlevsel bir eldiven, tüketicinin zihninde öncelikle “insan eli şeklinde, beş parmak için ayrı giriş bölümü olan bir mal” olarak canlanmaktadır. Eldiven denildiğinde zihinde ilk olarak bu şeklin belirginleşmesi, markanın tescil edilmesi halinde, eldiven üretiminin tek bir kişinin tekeline verilmesi anlamına gelir; bu nedenle söz konusu şekil, mutlak ret nedeni olarak kabul edilmiştir.
Ancak, bu tür bir malın özgün tasarım ürünü olan üç boyutlu şeklinin marka olarak tescili ise mümkündür. Bu durumda, eldivenin marka olarak tescili için öne çıkan unsur, malın işlevini yerine getiren belirli biçimi değil, tasarımda yer alan başvurucuya ait özgün kişisel dokunuşlardır. Yani, bir malın fonksiyonunu yerine getirebilmesi için zorunlu olan biçimden ziyade, başvurucuya ait özgün işaretler marka olarak tescil edilebilmektedir.
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, başvuru yapmadan önce, tescil ettirmek istedikleri işaretin, bir malın kendisinden beklenen fonksiyonu yerine getirebilmesi için gerekli olan zorunlu bir biçimi içermediğinde dikkat etmelidir. Eğer bu türden bir işaretin yine de tescili isteniyorsa, söz konusu zorunlu biçim, özgün bir tasarıma dönüştürüldükten sonra başvuru yapılmalıdır. Nitekim, bir eldivenin işlevini yerine getirebilmesi için zorunlu olan şekli marka olarak tescil edilemezken, özgün bir tasarım özelliği taşıyan, (örn. mavi renkli ve parmak uçları bulunmayan) bir eldivenin gerekli unsurları sağladığı takdirde marka olarak tescil edilmesi mümkündür.
- Başvuruya Konu Markanın Halkı Yanıltıcı İşaret(ler) Barındırması (SMK 5/1-f)
Marka olarak tescil ettirilmek istenen bir işaret; mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltıcı bir işaret içermemelidir. Bu bağlamda, başvuru sahibinin yanıltma saikiyle hareket edip etmediğine bakılmaksızın, söz konusu işaretin yalnızca ortalama bir tüketiciyi yanıltabilecek nitelikte olması yeterli kabul edilmektedir.
Örneğin başvuruya konu edilen işaret “2004’ten beri X” şeklindeyse başvuru sahibinin 2004 yılından itibaren başvuru konusu sektörde faaliyet gösterdiğini ispat etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde başvurusu SMK 5/1-f bendi uyarınca reddedilecektir.
Bir başka örnek olarak, Türkiye’de üretilen bir içeceğin, tüketici nezdinde yurt dışında üretildiği izlenimini uyandıracak şekilde vuku bulan bir sözcük markasının tescil edilmesi mümkün değildir. Benzer şekilde, sadece bir dağ isminden oluşan ve kaynak suları sınıfında tescil edilmek istenen bir markanın suyu, adı geçen dağdan değil, başka bir yerden temin ediliyorsa ve bu durum başvuru esnasında açıkça belli oluyorsa, tescil edilmesi mümkün değildir.
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, başvuru yapmadan önce, tescil ettirmek istedikleri işaretin halkı yanıltıcı nitelikte olmamasına özen göstermelidir. Bu noktada, başvuru sahibinin halkı yanıltma amacı taşıyıp taşımadığı ise marka hukuku bağlamında herhangi bir önem taşımamaktadır. Dolayısıyla, bu tür kontrollerin başvuru öncesinde tamamlanması isabetli olacaktır. Zira sonradan ortaya çıkabilecek ihtilaflarda, “halkı yanıltma amacıyla hareket etmemiştim” şeklindeki savunmalar hukuken geçerli olmayacaktır.
- Başvuruya Konu Markanın Paris Sözleşmesi’nin 2.Mükerrer 6.Maddesine Göre Reddedilecek İşaretleri Barındırması (SMK 5/1-g)
Paris Sözleşmesine üye ülkelere ait arma, bayrak ve diğer resmi işaretlerin, yetkili mercilerden izin alınmaksızın marka olarak tescil edilmesi mümkün değildir. Örneğin, İngiltere ülke bayrağının marka olarak tescil edilmesi mümkün değildir.
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, başvuru yapmadan önce, tescil ettirmek istedikleri işaretin, Paris Sözleşmesine taraf devletlere ait arma, bayrak veya diğer resmi işaretleri içermediğine dikkat etmelidir.
- Başvuruya Konu Markanın Kamuya Mal Olmuş İşaret(ler) Barındırması (SMK 5/1–ğ)
Marka olarak tescil ettirilmek istenen bir işaret, bir üstte yer verilen mutlak ret nedeninin kapsamı dışında kalsa dahi, kamuyu ilgilendiren ve tarihi ile kültürel değerler açısından halka mal olmuş işaretleri, ayrıca yetkili mercilerce tescil izni verilmemiş armaları, nişanları veya adlandırmaları içermemelidir.
Örneğin, “Bandırma Vapuru”, “Ayasofya Camii”, “Nasrettin Hoca” gibi ibareler, kamuya mal olmuş işaretler olduğundan, marka olarak tescil edilmeleri mümkün değildir.
Yine bunun bir örneği olarak, “ATATÜRK” adının marka olarak tesciline dair yabancı kişiler tarafından Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne yapılan başvuru başlangıçta kabul edilse de Türkiye Cumhuriyeti’nin itirazı üzerine, söz konusu marka tescili Türk toplumunun Atatürk’e duyduğu derin sevgi, saygı ve özlem göz önünde bulundurularak iptal edilmiştir.
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, başvuru yapmadan önce, tescil ettirmek istedikleri işaretin, “kamuya mal olmuş” bir işaret olmamasına dikkat etmelidir. Aksi takdirde yapacak oldukları başvuru bu tür işaretlerin kimsenin tekeline bırakılamayacağı gerekçesiyle SMK 5/1-ğ maddesi gereğince reddolunacaktır.
- Başvuruya Konu Markanın Dini Değer veya Sembol İçeren İşaret(ler) Barındırması (SMK 5/1–h)
Marka olarak tescil ettirilmek istenen bir işaret, herhangi bir dine ait değer veya sembol içermemelidir. Bu bağlamda, tescil ettirilmek istenen işaretin hangi dine ait bir değer veya sembol taşıdığı hususu ise önem arz etmemektedir. Dolayısıyla, inanan kişi topluluğunun sayısal büyüklüğüne bakılmaksızın, bir dine ait değer veya sembolü ister münhasıran veya asli unsur olarak isterse de tali unsur olarak içeren bir işaretin marka olarak tescil edilmesi mümkün değildir.
Örneğin, “Tekbir” sözcüğü başlangıçta Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescil edilmiş olsa da, daha sonra açılan dava sonucunda iptal edilmiştir. Benzer şekilde, “Kâbe”, “Jesus” gibi sözcükleri ister münhasıran veya asli unsur olarak isterse de tali unsur olarak içeren işaretler tescil edilemez niteliktedir.
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, başvuru yapmadan önce tescil ettirmek istedikleri işaretin herhangi bir dine ait değer veya sembol içermemesine özen göstermelidir. Zira, bu tür bir işaret, ayırt ediciliği yüksek başka ibare veya simgelerle birleştirilerek tali unsur konumuna getirilse dahi, tescili hiçbir koşulda mümkün olmayacaktır.
- Başvuruya Konu Markanın Kamu Düzenine veya Genel Ahlaka Aykırı İşaret(ler) İçermesi (SMK 5/1-ı)
Marka olarak tescil ettirilmek istenen bir işaret, kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı herhangi bir öğe içermemelidir. Bu bağlamda, başvurulan işaretin toplumsal değerlerle, ahlaki normlarla veya kamu düzeniyle çelişmemesi esastır.
Ayrıca, daha önce “halkı yanıltıcı işaretler” (SMK 5/1-f) ile ilgili yer verilen açıklamalarda olduğu gibi, burada da başvurucunun niyeti veya hangi amaçla hareket ettiğinin bir önemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurulan işaretin, markasını tescil ettirmek isteyen başvurucunun nihai amacı ne olursa olsun, kamu düzeni ve genel ahlakla uyumlu olması zorunludur.
Örneğin daha önce “Millet” sözcüğünün NICE 3.sınıf (temizik malzemeleri) için; “Mebusan” sözcüğünün NICE 33.sınıf (alkollü içecekler) için tescil istemi reddedilmiş ve böyle bir marka tesciline cevaz verilmesinin Türk halkının milli duygularını zedeleyeceği ifade edilmiştir.
Aynı şekilde, yabancı dilde olsa dahi anlamı küfür veya argo içeren işaretlerin marka olarak tescil edilmesi mümkün değildir. Ancak bu hükmün uygulanabilmesi için, tescil edilmek istenen işaretin anlamı “doğrudan doğruya” küfür veya argo içermelidir. Dolayısıyla, bu tür bir işaretin yalnızca tüketici nezdinde olumsuz çağrışımlar yaratması, tescil edilmesini engellemeye tek başına yeterli değildir. Örneğin, “FCUK” markasının, tüketici nezdinde küfür veya argo içeren İngilizce bir sözcüğü çağrıştırdığı savunulabilirse de, söz konusu marka ülkemizde 18. ve 25. sınıflarda tescilli bir markadır. Zira, “FCUK” ibaresi olduğu haliyle herhangi bir dilde küfür veya argo anlamını doğrudan doğruya taşımadığından, tescil edilmesi, gerekli şartların varlığı halinde mümkündür.
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, başvuru yapmadan önce tescil ettirmek istedikleri işaretin kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olmamasına özen göstermelidir. Bu noktada, başvuru sahibinin tescil ettirmek istediği işaretin kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olduğunu önceden bilip bilmemesinin marka hukuku açısından bir önemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bu tür kontrollerin başvuru öncesinde yapılması isabetli olacaktır. Zira sonradan ortaya çıkabilecek ihtilaflarda, “Markamın kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı nitelik taşıdığını bilmiyordum” veya (yabancı dildeki sözcük markaları için) “anlamının doğrudan doğruya küfür veya argo içerdiğini bilmiyordum” şeklindeki savunmalar hukuken geçerli olmayacaktır.
- Başvuruya Konu Markanın Tescilli Coğrafi İşaretten Oluşan ya da Tescilli Coğrafi İşaret İçeren İşaret(ler) Barındırması (SMK 5/1-i)
Marka olarak tescil ettirilmek istenen bir işaret, münhasıran tescilli coğrafi işaretten oluşmamalı veya tescilli coğrafi işaret içermemelidir. Bu hükmün nihai amacı, başka bir sınai mülkiyet hakkı olan “coğrafi işaretin” korunmasını sağlamaktır.
Nitekim coğrafi işaretler üzerindeki haklar, kolektif biçimde meydana geldiğinden kamu menfaatini de yakından ilgilendirmektedir. Kanun koyucu, bu durumu göz önünde bulundurarak, kolektif hak statüsündeki bir hakkı ifade eden coğrafi işaretlerin marka olarak tescil edilmesini yasaklamıştır. Böylece, SMK ile birlikte bir coğrafi işaretin tek bir kişi veya kuruluş tarafından marka olarak tescil edilerek, yalnızca o kişi veya kuruluşun tekeline bırakılmasının önüne geçilmiştir.
Örneğin, “Dazkırı Halısı”, “Denizli Traverteni”, “Balıkesir Höşmerim Tatlısı” gibi ibareler, tescilli coğrafi işaretler olduğundan, bunları ister münhasıran veya asli unsur olarak isterse de tali unsur olarak içeren işaretlerin marka olarak tescil edilmeleri mümkün değildir.
Sonuç olarak, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler, başvuru yapmadan önce, tescil ettirmek istedikleri işaretin, tescilli coğrafi işaretten oluşmamasına veya tescilli coğrafi işaret içermemesine dikkat etmelidir. Aksi takdirde yapacak oldukları başvuru kolektif hak doğuran tescilli coğrafi işaretlerin kimsenin tekeline bırakılamayacağı gerekçesiyle SMK 5/1-i maddesi gereğince reddolunacaktır.
Sonuç
Marka tescil süreci, markasını tescil ettirmek isteyen kişiler için hem hukuki hem de ekonomik açıdan son derece önemli bir süreçtir. Bu süreçte, başvuru sahiplerinin hukuken dikkat etmeleri gereken birçok önemli husus bulunmaktadır. Nitekim, marka başvurularında hukuki gerekliliklere riayet edilmesi, sürecin verimli bir şekilde ilerlemesini sağlayarak başvurunun başarıyla sonuçlanma ihtimalini artıran bir durumdur.
Türk Patent ve Marka Kurumu, marka tescil başvurularını öncelikle Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 3. ve 11. maddelerine uygunluğu açısından şekli yönden denetlemektedir. Bu bağlamda, SMK’nın 3. maddesi kapsamında marka tescil başvurusunda bulunma hakkına sahip kişilerin, SMK’nın 11. maddesinde belirtilen belgeleri eksiksiz bir şekilde hazırlayarak, bu belgelerle birlikte Türk Patent ve Marka Kurumu’na başvurması gerekmektedir. Aksi takdirde kurum eksikliklerin giderilmesi için süre tayin ettiğinden tescil süreci 2 aya kadar uzayabilmekte ve bu durum başvuru sahibini ekonomik olarak zarara uğratabilmektedir. 2 aylık süre içinde söz konusu eksikliklerin tamamlan(a)maması halinde ise başvuru dosyası işlemden kaldırılmaktadır. Dolayısıyla, markasını tescil ettirmek isteyen kişilerin nihai amacına ulaşabilmesi için hukuken dikkat etmesi gereken en önemli hususlardan biri SMK’nın 11.maddesinde sayılan belgelerin başvuru öncesinde tam ve doğru bir şekilde hazırlanmasıdır.
Türk Patent ve Marka Kurumu’nun başvurunun şekil yönünden herhangi bir eksikliğinin bulunmadığına karar vermesi veya –2 aylık süre verilen durumlarda- söz konusu eksikliklerin başvuru sahibi tarafından süresi içinde giderilmesi halinde esasa ilişkin değerlendirme aşamasına geçilmektedir. Kurum, başvurunun esas yönünden incelenmesi safhasında; SMK’nın 5.maddesinde öngörülen “mutlak ret nedenleri” bakımından bir aykırılık olup olmadığını denetlemektedir.
Başvurunun mutlak ret nedenleri bakımından yapılacak esas incelemesinde takılmaması için, başvuru sahibinin marka olarak tescil ettirmek istediği işaretin:
- Soyut ve somut ayırt ediciliğinin bulunması;
- Tasviri nitelikte olmaması;
- Halihazırda tescil edilmiş veya daha önce tescil başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer işaretleri içermemesi,
- Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içermemesi;
- Malın şeklini veya mala asli değerini veren şekli münhasıran içermemesi;
- Halkı yanıltıcı nitelikte olmaması;
- Paris Sözleşmesi’nin 2.mükerrer 6.maddesine göre reddedilecek işaretlerden olmaması;
- Kamuya mal olmuş işaretlerden olmaması;
- Dini değer veya sembol içermemesi;
- Kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olmaması ve
- Tescilli coğrafi işaret içermemesi gerekmektedir.
Yukarıdaki şartlardan birini dahi sağlamayan bir işaretin tescil edilmesi mümkün değildir. Zira mutlak ret nedenleri kamu menfaatlerini ilgilendirdiğinden Kurum tarafından re’sen dikkate alınmaktadır. Dolayısıyla, marka başvurusu yapmadan önce tescil edilmek istenen işaretin yukarıdaki şartları taşıyıp taşımadığı dikkatlice analiz edilmeli ve mümkünse markanın tescil edilebilirliği hususunda bir marka vekilinden yardım alınmalıdır. Böylece, markasını tescil ettirmek isteyen kişilerin nihai amacına ulaşabilmesi için hukuken dikkat etmesi gereken en önemli hususlardan bir diğeri, tescil ettirilmek istenen işaretin, SMK’nın 5.maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ret nedenlerine uygunluğudur.
Kaynakça
[1] Karasu (Suluk/Nal), Fikri Mülkiyet Hukuku, 8.Bası, Seçkin, Ankara 2024, s.189-245
[2] https://acikders.ankara.edu.tr/mod/resource/view.php?id=156728
[3] https://adb.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/1832021210657Fikri_Mulkiyet.pdf
[4] https://www.emrekurt.av.tr/blogs/2022/12/15/soyut-ayirt-edicilik-somut-ayirt-edicilik/
[5] https://www.erdem-erdem.av.tr/bilgi-bankasi/marka-tescilinde-mutlak-red-nedenleri
[6] https://www.skhukukdanismanlik.com/marka-tescilinde-mutlak-ret-nedenleri/
[7] https://cdn.istanbul.edu.tr/FileHandler2.ashx?f=ret-nedenleri.pdf
[8] https://ci.turkpatent.gov.tr/






