Doktor Uygulama Hatası (Malpraktis) Tazminat Davası Nedir?
İnsanın kaliteli bir hayat sürebilmesi için şüphesiz ki sağlıklı olması gerekmektedir. Bu doğrultuda sağlık sektörü, ilk insan ile birlikte gelişmiş ve günümüze kadar uzanmış bir sektördür. İnsanın sağlıklı olabilmesi ve bazı durumlarda da hayatta kalabilmesi için tıbbi müdahalelere ihtiyaç duyulur. Bu durum, tıbbi müdahalelerin de yasal düzlemde düzenlenmesi gerekliliğini ortaya çıkarır. İşte bazı durumlarda tıbbi müdahaleler sonucu çeşitli komplikasyonlar gözlemlenebilmektedir. Günümüzde tıbbi hatalardan doğan sorumluluk, genellikle malpraktis kavramıyla özdeşleşmiştir. Bu yazımızda da malpraktis davalarının ne olduğunu, içeriğini ele almaya çalışacağız.
Malpraktis Nedir?
Türk Dil Kurumuna göre malpraktis sözcüğü, “özen göstermeksizin veya yanlış uygulanan tedavi sonucunda ortaya çıkan, görevi kötüye kullanma anlamına gelen hukuki durum” olarak tanımlanmıştır. Bunun yanı sıra Dünya Tabipler Birliği’nin 1992 yılındaki 44. Olağan Genel Kurul’unda “Tıpta Yanlış Uygulama” konulu bir duyuru yayımlanmış ve duyuruda tıbbi yanlış uygulama, “hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, bilgi ve beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan zarar” şeklinde tanımlanmıştır. Son olarak Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları’nın 13. maddesi, hekimliğin kötü uygulanmasını düzenlemektedir. Bu maddede göre hekimliğin kötü uygulanması, “Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımların benzerliği de dikkate alındığında denilebilir ki malpraktis, özen eksikliği, yanlış tedavi veyahut da hiç tedavi uygulanmaması ile ortaya çıkan tıbbi uygulama hatalarını ifade etmektedir. [1]
İşte böyle durumlarda ileride açıklayacağımız koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğine göre hekimin hem hukuki hem de cezai sorumluluğu doğabilir. Bu nevi bir ihtimalle karşılaşıldığı zaman, profesyonel yardım almak yani malpraktis davalarında uzmanlaşmış bir avukata müracaat etmek yerinde olacak ve avukat, müvekkilinin haklarını koruyacaktır. Aksi takdirde hekim veya hasta açısından istenmeyecek sonuçlar meydana gelebilir.
Malpraktis Örnekleri Nelerdir?
Yukarıda da bahsedildiği üzere malpraktis, genel olarak tıbbi uygulama hatası anlamına geldiğinden sınırlı sayıda örnekler vererek malpraktisin kapsamını açıklamak mümkün değildir. Yine de tipik olarak cerrahi müdahale esnasında hastanın vücudunda yabancı cisim unutulması, hastaya yanlış ilaç verilmesi, tedavinin yanlış uygulanması gibi örnekler malpraktis davasının konusunu oluşturacaktır.
Malpraktis Davası Nedir?
Yukarıda ele aldığımız şekilde özen eksikliği, yanlış tedavi veya hiç tedavi uygulanmaması şeklinde ortaya çıkan tıbbi uygulama hataları sonucunda zarar gören taraf(lar) maddi ve/veya manevi tazminat davası açma hakkını haizdir. Buna, doktor uygulama hatası (malpraktis) tazminat davası denilmektedir. Malpraktis davaları, hekimin tıbbi uygulama hatasından doğan hukuki sorumluluğun görünüm kazandığı davalardır. Öte yandan, hekim ile hasta arasındaki ilişki baksın görüşe göre bir vekalet ilişkisi olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla, hekim-hasta ilişkisinden kaynaklı tazminat taleplerinde vekalet sözleşmesine ilişkin hükümler uygulama alanı bulacaktır. Malpraktis davalarına konu olan tıbbi uygulama hataları, çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir:
1. İşlem Öncesi
Belirtildiği üzere malpraktis yalnızca tıbbi işlem sırasında ortaya çıkmaz. Tıbbi işlemin öncesinde de hekimin hastaya ve yakınlarına karşı birtakım yükümlülükleri bulunmaktadır. Örneğin hekimin, tıbbi müdahaleden önce hastayı aydınlatma yükümlülüğü ve hastanın aydınlatılmış onamını alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Hastanın, tıbbi işlemden önce tıbbi işleme yönelik teşhis, tedavi, risk ve maliyet gibi unsurlar hakkında bilgilendirerek tedavisi hakkında karar vermeye ehil ve bilgili olması, aydınlatılmış onamın kapsamını oluşturur. [2]
Elbette ki tıbbi işleme konu olabilecek bütün durumlarda hastanın aydınlatılmış onamını almak mümkün değildir. Aciliyeti bulunan hâllerde örneğin hastanın bilinci kapalıyken rızanın başka türlü alınması mümkün değilse yahut hastanın aydınlatılmış onamı kapsamında alınan rızanın işlem esnasında operasyonel sebeplerle genişlemesi gerekirse varsayılan rıza kuramına dayanılmaktadır. İşte hekim, bu yükümlülüklerine aykırı davranırsa malpraktis söz konusu olacak ve dava açılabilecektir. Üstelik aydınlatma ve onama ilişkin ortaya çıkan malpraktis davalarında hastaneler de sorumlu olmaktadır.
2. Teşhis Sırasında
Hastanın hastalığının tedavisine yol veren süreç, teşhis ile başlamaktadır. Bu nedenle hekimin, hastanın hastalığını doğru teşhis edebilmek gibi bir yükümlülüğü de bulunmaktadır. Teşhis, yanlış yahut geç konulduğunda, ön tanı eksik alındığında, hasta öyküsü eksik dinlendiğinde, teşhis için gerekli olan test ve tetkikler gereği gibi yapılmadığında teşhis sırasında bir hatadan ve yanlışlıktan söz edilebilir. [3] Bu durumda da yine malpraktis söz konusu olacaktır.
3. Tedavi Sırasında
Malpraktis davaları, en çok tedavi sırasında meydana gelen uygulama hataları sonucu ortaya çıkmaktadır. Tedavi hataları, kısa ve genel bir anlatım ile hekimin, gerekli olan tedaviyi yapmaması veya yanlış bir tedavi yöntemi seçmesi sonucu tedaviyi hatalı yapması şeklinde ifade edilebilir. Bu gibi durumlarda da yine malpraktis söz konusu olacak ve dava açılabilecektir.
Malpraktis Davası Şartları Nelerdir?
Öncelikle belirtmek gerekir ki hekim, ortaya çıkan komplikasyondan sorumlu olmaz. Komplikasyon, usulüne uygun gerçekleştirilen tıbbi müdahalenin sonucunda ortaya çıkan bozukluklardır. Örneğin, hekimin her türlü özeni göstermesi ve tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartlarının da sağlanmasına rağmen oluşan komplikasyonlar, hekimin hem hukuki hem de cezai sorumluluğunu ortadan kaldırır. Yine Yargıtay da “Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise, doktor ve hastane sorumlu tutulmamalıdır” diyerek hekimin sorumluluğunun sınırını çizmiştir. [4] Hekimin sorumluluğu yukarıda şartlarını açıkladığımız tıbbi hata hâlinde ortaya çıkar. Bunun yanı sıra tıbbi hata, hekim tarafından kasten, yahut ihmalen gerçekleştirilebilir. Kasten gerçekleştirilen tıbbi hata hukuken haksız fiil sayılacak ve doktorun hukuki sorumluluğu açısından TBK m. 49 vd. hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Öte yandan malpraktisten doğan davaları iki grupta incelemek mümkündür: maddi tazminat davaları ve manevi tazminat davaları. Bu nedenle malpraktis davasının şartlarını da bu iki dava türü bakımından ayrı ayrı ele alacağız.
1. Maddi Tazminat Davası
Tıbbi uygulama hatasının ortaya çıkardığı maddi bir zararın varlığı hâlinde şartların oluştuğundan söz edilebilirse maddi tazminat davası açılabilecektir. Malpraktisten doğan maddi tazminat davasının açılabilmesi için dört şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu dört şartın birinin dahi eksiği hâlinde hekim, sorumlu tutulamayacaktır. Bu şartlar, tıbbi uygulama sırasında hekimin hukuka aykırı bir davranışının olması, tıbbi müdahale sonucu hastanın zarar görmüş olması, ortaya çıkan zararın doktorun kusurundan kaynaklanması ve ortaya çıkan zarar ile kusurlu hareket arasında illiyet bağının bulunması şeklinde sıralanabilir.
Öte yandan maddi tazminat davası ile birlikte tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zarar talep edilebilir.
2. Manevi Tazminat Davası
Tıbbi uygulama hatası, maddi zarar ile birlikte manevi bir zarara yol açmış da olabilir. Böyle durumlarda şartların oluştuğundan söz edilirse manevi tazminat talebinde bulunulabilir. Manevi tazminat talebi için hastanın kişisel özelliklerinde, manevi değerlerinde bir eksilmenin veyahut da bir zararın ortaya çıkması gerekir. Bunun yanı sıra hastanın ölmesi yahut da ağır yaralanması ve uzvunu kaybetmesi gibi durumlarda ailesinin de ağır derecede elem, ıstırap ve sıkıntı duyması hâlinde manevi tazminat talebinde bulunma hakkı vardır. Son olarak, hastanın ölümü hâlinde, şartların varlığı hâlinde aile, destekten yoksun kalma tazminatı da talep edebilir.
Malpraktis Davalarında Zamanaşımı
Tıbbi uygulama hatalarından doğan tazminat davalarında zamanaşımı, hekim-hasta ilişkisinin niteliğine göre değişiklik göstermektedir. Örneğin hasta-hekim ilişkisi bir sözleşmeye dayanıyorsa, kanunun belirlediği zamanaşımı 5 yıllık süreye tabidir. Bunun yanı sıra devlet hastanesinde meydana gelen tıbbi uygulama hataları sonucunda, 1 yıllık süre içerisinde idareye başvuru yapılmalı ve zararın giderilmesi istenmelidir. Bu talebe, idare tarafından 30 gün içerisinde bir cevap verilmemesi veya olumsuz cevap verilmesi hâlinde ise tam yargı davası yoluyla zarar talep edilmelidir. Bu sürelerin başlangıç tarihi, kişinin, malpraktisi doğuran olayı öğrenmesidir.
Haksız fiil hükümlerine göre talep edilecek olan zararlarda ise zamanaşımı süresi iki yıl olarak belirlenmiştir. Her hâlde üst sınır ise 10 yıldır. Yani 2023 itibarıyla bir hasta, kendisine 2010 yılında uygulanan yanlış tedaviden gördüğü zarar nedeniyle tazminat talebinde bulunamaz.
Malpraktis Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görevli ve yetkili mahkemenin tespiti, tıbbi uygulama hatasını icra eden hekimin kamuda veya özelde çalışmasına göre değişiklik arz eder. Devlet hastaneleri, Aile hekimlikleri gibi kamu kurumlarında çalışan hekimlere doğrudan dava açılması söz konusu olmayacaktır. Bu durumda öncelikle yukarıda anlattığımız gibi idareye başvurmak daha sonraki süreçte ise tam yargı davası açmak gereklidir. Tam yargı davası için görevli mahkeme, idare mahkemesi iken yetkili mahkeme ise tıbbi uygulama hatasının ortaya çıktığı yer idare mahkemesi olmaktadır.
Özel hastanelerde ortaya çıkan tıbbi uygulama hataları nedeniyle hekim aleyhine açılan tazminat davaları ise genellikle Tüketici Mahkemelerinde görülür.
Kaynakça
[1] Değdaş, Ulaş Can: “Hatalı Tıbbi Uygulamadan (Malpraktis) Doğan Hukuki ve Cezai Sorumluluk, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt. 1, Sayı, 6., 2018, s. 49.
[2] Ersoy, Nemin: “Aydınlatılmış Onam Öğretisinin Gelişimi”, Türkiye Klinikleri Tıbbi Etik Dergisi, 1995-1, s. 1.
[3] Hakeri, Hakan: “Tıp Hukuku Cilt II”, 25. Bası, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2022, s. 627-628.
[4] Yargıtay 13. HD., E. 2008/4519, K. 2008/10750, T. 18.09.2008 (Lexpera)




