Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Kapsamında İşverenin Hak Sahipliği
Hızla değişen teknoloji çağında yeniliklere ayak uyduramayan ve kendi ürünlerini güncellemeyen firmalar sektörden silinmektedir. Sektörde kalıcı şekilde kendine yer bulmak isteyen üretici, çeşitli teşvik ve uygun ortam yaratma çalışmalarıyla çalışanlarının yaratıcı ürünler meydana getirmesi gayesindedir. Yenilikçi ürünler ortaya çıktığında ise hukuki bir mesele olarak ele alınması gereken “meydana getirilen eserin üzerinde kimin mülkiyet hakkı olacağı” hususudur. Yatırım yapan ve gerekli ortam, malzemeyi sağlayan işveren mi yoksa akıl gücünü kullanan emek sahibi çalışan mı? Bu durumu çalışan ve işveren arasındaki ilişki bağlamında Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (“FSEK”) ve Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK”) uyarınca hak sahipliğine dair bilgilerle açıklamaya çalışacağız.
Belirtmek gerekir ki ortaya çıkan eserin niteliğine göre uygulanacak kanun da değişmektedir. Mevzuatımız bu konuyu bazı karinelerle düzenlemiştir. Bu kapsamda yaratılan ürünün mahiyetine göre, edebiyat, musiki, güzel sanat, sinema, ilim (örneğin bilgisayar programları) eserleri söz konusu olması durumunda Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uygulanacakken, iki boyutlu ya da üç boyutlu tasarımlar söz konusu ise Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 3. Kitabında yer alan Tasarımlar hükümleri; buluşlar söz konusu ise yine Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 4. Kitabında yer alan Patent hükümlerine başvurulacaktır.
Nitekim bu durum “Hizmet buluşları üzerinde işçinin ve işverenin hakları, bunların kazanılması ile diğer sınai ve fikri mülkiyet hakları konusunda özel kanun hükümleri uygulanır.” hükmüyle de açıkça belirtilmiştir. (TBK m.427)
Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Nelerdir?
İşverenin hak sahipliğini incelemeden önce fikri ve sınai mülkiyet haklarının neler olduğuna kısaca değinmek yerinde olacaktır.
Fikri haklar ilim- edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri ve sinema eserlerinden doğan haklar ile bunlara bağlı komşu hakları kapsar. Sınai haklar ise marka, coğrafi işaret, geleneksel ürün adları, tasarım, patent, faydalı modeller ve benzer modellere ilişkin hakları kapsar. Önemleri dolayısıyla bu haklara ilişkin hususlar; fikri haklar hukuku, sınai haklar hukuku ve ayırt edici haklar hukuku gibi alt dalları içeren “Fikri ve Sınai Haklar Hukuku” kapsamında düzenlenmiştir. [1]
1. Fikir ve Sanat Eserleri Kapsamında İşverenin Hak Sahipliği
Eser sahibi kanunun birinci maddesinde eseri meydana getiren kişi olarak tanımlanmıştır.
FSEK m.18/2 hükmü uyarınca “Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça; memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserler üzerindeki haklar bunları çalıştıran veya tayin edenlerce kullanılır.”
Dikkat edilmelidir ki madde hükmünde işverene hizmet sözleşmesi ile bağlı çalışan kişilerin meydana getirdiği eserlere yönelik hak sahipliği düzenlenmiş olup iş akdinin söz konusu olmadığı durumlarda FSEK m. 18/2 hükmü uygulanmayacaktır.
Bir diğer dikkat edilmesi gereken nokta korunan hakların türüdür. FSEK eser üzerindeki hakları mali ve manevi olarak ikiye ayırmaktadır. Kanunda açıkça belirtilmemiş olsa da Yargıtay’ın yerleşmiş görüşüne göre de işverenlerin hak sahipliği mali haklarla sınırlı olacaktır. Zira manevi haklar eser sahibine sıkı sıkıya bağlıdır ve devredilemez niteliktedir. Şüphesiz ki çalışan, işvereni manevi hakların kullanılması noktasında yetkilendirebilecektir. Ancak bu hakkın devredilemez olduğu kuralına engel değildir. Örnekle açıklamak gerekirse, bir ajans şirketi adına çalışan senaryo yazarı, senaryosu üzerinde üçüncü bir kişi tarafından bir değişiklik yapılması halinde, değişikliği engelleme, eski haline getirtme veya tazminat talep etme hakkını kendisi adına kullanması için ajans şirketini yetkilendirebilir.
Çalışan manevi hakların kullanımı esnasında kötü niyetli olarak ve işvereni zor durumda bırakacak şekilde kullanımda bulunmaktan kaçınmakla mükelleftir. Şeref ve itibarını zedeleyecek bir kullanım söz konusu olması halinde işverenini bu hakları kullanmaktan menedebilecektir.

1.1 FSEK Kapsamında Eser Nedir?
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında değerlendirme yapmak sadece “eser” sayılan fikir ve sanat ürünleri bakımından mümkündür. Bu sebeple eser üzerindeki hakları incelemeden önce “eser” kavramını tanımlamak yerinde olacaktır. Diğer mevzuatlarda tanımlanan “eser” kavramı ile FSEK’te kullanılan “eser” kavramı arasında önemli farklılıklar vardır. Örneğin müteahhidin sözleşme ile imal etmeyi üstlendiği herhangi bir şey TBK’ya göre eser sayılırken, FSEK kapsamında eser sayılma şartlarını yerine getirmemektedir.
Nihayetinde FSEK’te düzenlenen eser kavramının, Kanunun “tanımlar” başlıklı 1/B-a maddesinde unsurları belirtilmek suretiyle tanımlandığını görmekteyiz. Buna göre eser, “sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri”, şeklinde ifade edilmektedir. Madde metninden anlaşıldığı gibi eserin varlığından bahsedebilmek için öncelikle eserin sahibinin hususiyetini/özelliğini taşıması gerekmektedir. Buna sübjektif koşul denmektedir. Sübjektif koşul, eserin özgün olması şeklinde de adlandırılmaktadır. Bununla birlikte eserin FSEK’te sayılan eser türlerinden birine dâhil olması gerekmektedir. Buna da objektif koşul denmektedir. Bu iki şartın yanında ayrıca şekillenme şartı yani eserin yaratılması, onun belli bir şekil almış olması da aranmaktadır. Zira henüz şekli yapısına kavuşmamış bir fikir, korumaya elverişli değildir ve korunması da gerekmez. Bununla beraber eserin tamamlanmış olması koruma bakımından şart değildir. Esere ilişkin ön çalışmalar, taslaklar da yukarıda bahsedilen sübjektif ve objektif koşulu taşıması şartıyla korunacaktır. [2]
1.2 FSEK m.18/2 Kapsamında Çalışanların Meydana Getirdiği Eserler Üzerindeki Hakların Çalıştıranlar Tarafından Kullanılmasının Koşulları
1.2.1. Eserin Memur, Hizmetli veya İşçi Tarafından Meydana Getirilmesi
İşveren ile çalışan arasında hizmet akdi olduğu takdirde çalışanın meydana getirdiği eser üzerindeki hakları kullanma yetkisi işverene ait olmaktadır. Belirtmemiz gerekir ki, bu eserin şirketin faaliyet alanı ile ilgili olması, çalışanın görevi gereği yerine getirilmesi ve işin mahiyetine uygun olması gerekmektedir.
Kanunda memur, hizmetli ve işçi tanımına açıkça yer verilmediği için diğer kanunlardan yararlanıyoruz. İlgili tanımları yaparken Anayasa Devlet Memurları Kanunu ve İş Kanunu’ndan faydalanmaktayız.
Bu noktada önemli bir hususu hatırlatmakta fayda görüyoruz. Hukuk sistemimizde kural olarak iş sözleşmesiyle çalışanlar işçi sayılırlar. İş sözleşmesine ilişkin tanıma ise, İş Kanunu m.8’de yer verilmiştir. Söz konusu tanıma göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere iş sözleşmesinin temel unsurları, “iş görme”, “ücret” ve “bağımlılık” olmak üzere üç tanedir. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken ölçüt “bağımlılıktır”. Zira, iş sözleşmesini diğer iş görme borcu doğuran sözleşmelerden ayıran en önemli unsur bağımlılıktır.
Eser ve vekâlet sözleşmelerinde ise yüklenici ve vekil, iş sahibine ve vekâlet verene karşı bağımsız durumdadır. Dolayısıyla, maddede hüküm altına alınan husus, işverene karşı hukukî-kişisel olarak bağımlı çalışan kişilerin meydana getirdikleri eserlere ilişkindir. Bağımlı çalışmanın olmadığı durumlarda işçiden bahsedilemeyeceğinden, FSEK m.18/2’nin uygulama alanı bulması da mümkün değildir. [3]
1.2.2. Eser, işin görülmesi sırasında meydana gelmelidir.
Zira, bu ilişkide eser, çalışanın yapması gereken iş, yerine getirmesi gereken bir görev niteliğindedir. Bir iş sözleşmesi kapsamında işçinin meydana getirdiği eser, işçinin temel borçlarından olan iş görme borcunun kapsamındadır. Başka bir ifadeyle iş sözleşmesinin konusunu, işverenin yapılmasını istediği eser oluşturur. Eserle iş arasında bir bağ söz konusu olmalıdır. Örneğin, bilgisayar programı yapan şirketlerde, reklâm ajanslarında, gazetelerde, mimarlık bürolarında çalışanların iş görme borcunun konusunu temelde bir eser yaratmak oluşturmaktadır. Çeşitli Yargıtay kararlarında da bir dergi bünyesinde çalışan karikatürist ve gülmece yazarlarının yarattıkları eserler, bir tercümanın tercüme bürosunda çalışırken yaptığı tercümeler üzerindeki malî hakların işverene ait olduğu ifade edilmiştir.
1.2.3. Sözleşme veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmaması
FSEK bu madde ile çalıştıranın, çalışan tarafından yaratılan eserler üzerindeki hak sahipliği bakımından getirilen özel bir düzenleme ile ayrıca bir hak devri anlaşmasına gerek kalmadan mali hakları kullanma yetkisine sahip olmasını güvence altına almaktadır. Dolayısıyla sözleşme ile aksi kararlaştırılmaması halinde, işçi tarafından meydana getirilen eser üzerindeki kullanım yetkisi kanun uyarınca işveren üzerinde kendiliğinden kazanılacaktır.
1.3. Tasarım Ürünleri Kapsamında Hak Sahipliği
“Tasarım hakkı, tasarımcıya veya onun haleflerine ait olup devri mümkündür.” (SMK m.70/1)
Çalışanların tasarımları ise kanunun 73. maddesindeki hükme tabidir. SMK m.73/1 uyarınca; “Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça çalışanların bir işletmede yükümlü olduğu faaliyeti gereği gerçekleştirdiği ya da büyük ölçüde işletmenin deneyim ve çalışmalarına dayanarak iş ilişkisi sırasında yaptığı tasarımların hak sahibi, işverenleridir.”
Burada dikkat edilmesi gereken husus, tasarımın işverene ait olabilmesi için işçinin işletmedeki faaliyetinin gereği olarak bir tasarım geliştirmiş olmasıdır. Mahkemeler buna ilişkin tespiti yaparken; işverenin araç gereç sağlayıp sağlamadığı, tasarımı geliştirmek için işverenin yatırım yapıp yapmadığı, tasarımın iş ilişkisinin devamı süresince geliştirilmiş olması gibi faktörleri dikkate alırlar.
Dikkat edilecek bir diğer husus ise çalışanın görevi gereği olmasa da işyerindeki genel faaliyet konusu bilgi ve araçlardan faydalanmak suretiyle yaptığı tasarımların da sahibi, talep etmesi halinde işveren olmaktadır. FSEK düzenlemesinden farklı olarak, çalışanın, her iki halde de tasarımın önemi dikkate alınarak tespit edilecek bir bedel isteme hakkı bulunmaktadır.
SMK m. 73/4’e göre; “Hizmet ilişkisi dışında kalan iş görme sözleşmeleri çerçevesinde yapılan tasarımlarda hak sahibi, taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri çerçevesinde belirlenir.”
Çalışan işveren ilişkisi dışındaki iş görme sözleşmeleri kapsamında yapılan tasarımlar madde hükmünden de anlaşılacağı üzere aralarında yapılan sözleşmeye bağlıdır. Dolayısıyla bu tür sözleşmelerde tasarımın mülkiyetinin kimde olacağını açıkça belirtmekte fayda vardır. Nitekim mahkemeye konu olan söz konusu birçok davada bu husus açıklığa kavuşturulamamış ve olayın genellikle iş görme sözleşmesi ile tasarım yaptıran tarafın lehine sonuçlanmıştır.
“…Tasarım hazırlamak taraflar arasındaki sözleşmenin konusudur. Ancak sunulan delillerden söz konusu tasarımların davacı tarafından hazırlanarak davalı tarafa teslim edildiğine dair kanaat oluşmamıştır. Buna karşılık tasarımların davacı tarafından hazırlandığının kabulü durumunda dahi, tarafların her ikisinin de kabulü ile davalı taraf uzun yıllar davacı tarafa ödeme yapmıştır. Davacı taraf söz konusu ödemenin “kullanım bedeli” olarak yapıldığını, davalı ise söz konusu ödemenin “işin bedeli” olarak gerçekleştiğini iddia etmektedir.
Her ne kadar SMK 73/4 maddesi gereğince taraflar arasındaki sözleşmede hazırlanan tasarımların mülkiyetinin hangi tarafa ait olacağı kararlaştırılabilecek olsa da taraflar arasındaki sözleşmede bu konuya ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır…” [4]
1.4. Patent Bakımından Hak Sahipliği
Buluşun yapılmasıyla buluş üzerinde birtakım haklar doğar. 551 Sayılı PatKHK’da “buluş” kavramının tanımı yapılmamıştır. Ancak patent verilecek buluşun yeni, tekniğin bilinen durumunu aşmış ve sanayiye uygulanabilir olması aranmaktadır.
Buluşlar hizmet buluşları ve serbest buluşlar olmak üzere iki türdür. Çalışanın, bir işletmede yükümlü olduğu faaliyeti gereği gerçekleştirdiği ya da büyük ölçüde işletmenin deneyim ve çalışmalarına dayanarak, iş ilişkisi sırasında yaptığı buluş, hizmet buluşu, yaptığı diğer buluşlar serbest buluştur.
Hizmet buluşlarında işveren, hak sahibidir ve buluş ile ilgili olarak “tam” veya “kısmi” hak talep edebilmektedir. İşveren söz konusu talebini yazılı olarak işçiye bildirmek zorundadır ve bu talep, işçinin bildiriminin işverene ulaştığı tarihten itibaren dört ay içinde yapılmaktadır. Dört aylık süre hak düşürücü süredir ve bu sürede seçimlik hak kullanılmadığı takdirde hizmet buluşu, serbest buluşa dönüşmektedir. İşveren “tam hak” talebinde bulunduğu taktirde ise buluşa ilişkin tüm haklar işverene geçecektir.
İşçinin buluş yaptığını öğrenen işveren, kendisi de işçiyi bildirimde bulunmaya davet edebilir, işçinin bildirimde bulunmasını beklemek zorunda değildir.
Bildirimin kanuni içeriği yansıtmaması ya da yanlış bilgiler içermesi durumunda bildirimi aldığı tarihten itibaren iki ay içinde işçiden bildirimin düzeltilmesini isteyebilir. Bu süre içinde talepte bulunulmamışsa bildirim kanuni olmasa bile geçerli sayılır. [5]
FSEK 18/2 hükmünden farklı olarak patent hakkının kendiliğinden işverene geçeceğine dair bir karine olmadığını aksine bildirime tabi olduğunu önemle belirtelim.
Tam hak talebinden farklı olarak kısmi hak talebi halinde işveren buluş üzerinde kısmi haklara sahip olacaktır. Bu kısmi kullanma hali çalışanın buluşunu kullanmasını ve değerlendirmesini ciddi ölçekte zorlaştıracak olursa çalışan, işverenden buluşa ilişkin hakları tamamen devralmasını veya bu hakkından tamamen vazgeçmesini talep edebilecektir. Çalışanın bu talebini işverene bildirdiği metnin tebliğinden itibaren 2 ay içerisinde işverenin cevap vermemesi durumunda işverenin kısmi hakka dayalı kullanma hakkı sona erecektir.
Her iki halde de çalışan, işverenden uygun bir bedel talep edebilecektir.
SMK m.115/4’e göre, işverenin tam hak sahipliği talebinde bulunabilmesi için öngörülen süre içinde çalışanın buluş üzerine yaptığı tasarruflar, işverenin hakkını ihlal ettiği ölçüde, işverene karşı geçersizdir. Bu nedenle, çalışanın SMK m. 115/1’de öngörülen süre içinde buluş üzerindeki haklarını üçüncü bir kişiye devretmesi veya üçüncü kişiler lehine işverenin menfaatini zedeleyecek nitelikte haklar tanıması, işverene karşı ileri sürülemez. SMK m. 115/4’e göre, üçüncü kişilerin işverene karşı bu hususta iyiniyet iddiasında bulunması mümkün değildir. [6]
Kaynakça
[1] https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/ansiklopedi/fikri_ve_sinai_haklar
[2] Funda Cinoğlu – Eser Üzerinde İşverenin Hak Sahipliği, Kadir Has Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2010.
[3] Özge Yıldız – Çalışanların Meydana Getirdiği Eserler, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt: 72, Sayı: 2, s.497-540, 2014.
[4] Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kararı- İstanbul 3. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2021/231 K. 2022/13, T. 24.2.2022.
[5] Tahir Saraç – Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt: 9, Sayı: 2, s.257-278, 2004.
[6] Hakan Koçak – Türk Patent Hukuku Açısından Çalışan Buluşlarında Hak Sahipliği Ve Çalışanın Bedel Hakkı, Cilt: 9 Sayı: 2, s.489-532, 2019.



