İstanbul Sözleşmesi Nedir?
İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadeleyi amaçlayan uluslararası bir anlaşmadır. Tam adı Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’dir. Şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesi, bu sözleşmenin temel taşlarını oluşturmaktadır. Ayrıca, toplumun her ferdini, özellikle de erkekleri ve erkek çocuklarını, tutumlarını değiştirmeye davet ederek, bireylerin vicdanlarını ve düşüncelerini değiştirmeyi amaçlamaktadır.
İstanbul Sözleşmesi, 2011 yılında İstanbul’da imzaya açılmıştır. Türkiye, sözleşmeyi ilk imzalayan ve onaylayan ülke olmuştur. 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmenin temel taşlarını şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesi oluşturmaktadır.[1] Sözleşmenin amacı yalnızca cezalandırma veya cezasızlığı ortadan kaldırma değil aynı zamanda kadınların korkmadan, güven içerisinde, şiddetten uzak ve ayrımcılığa uğramadan yaşamasını ve maruz bırakıldıkları şiddet için tazmin edilmelerini de sağlamaktır. [2]
- Sözleşme, kadınlara yönelik şiddeti bir insan hakları ihlali ve bir ayrımcılık türü olarak kabul etmektedir. Bu da bu tür şiddete yeterince tepki göstermedikleri takdirde, devletlerin sorumlu konumda olduğu anlamına gelmektedir.
- Bu sözleşme, toplumsal cinsiyetin tanımını yapan ilk uluslararası anlaşmadır. Bu, kadını ve erkeği yalnızca biyolojik olarak dişi ve erkek şeklinde kabul eden anlayışın yanı sıra, kadına ve erkeğe belirli roller ve davranış biçimleri atfeden ve toplum tarafından oluşturulmuş kategorilerin mevcudiyetinin de kabul edildiği anlamına gelmektedir. Yapılan araştırmalar, belirli rollerin ve davranış biçimlerinin, kadınlara yönelik şiddetin toplumda kabul görmesine katkıda bulunabileceğini göstermektedir.
- Sözleşme, kadınların sünnet edilmesi, zorla evlendirme, taciz, kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama gibi olguların bir suç olarak düzenlenmesini ve cezalandırılmasını öngörmektedir. Bu da devletlere, ilk kez, bu ciddi suçları hukuk sistemlerine dahil etme zorunluluğunu beraberinde getirmektedir.
- Sözleşme, kadınlara yönelik şiddetin ve aile içi şiddetin, iş birliği içinde üstesinden gelebilmek için ilgili bütün devlet kurumlarını ve hizmetlerini göreve çağırmaktadır. Dolayısıyla, kurumların ve sivil toplum kuruluşlarının (STK’ların) tek başlarına davranmayıp, iş birliği için protokoller oluşturmaları gerekmektedir. [1]
İstanbul Sözleşmesi, kadınlara yönelik şiddetle mücadele eden ülkelerin yükümlülüklerini dört temel kategoriye ayırmaktadır: önleme, koruma, yargılama ve bütüncül yaklaşımlar (koordinasyon). Bu kapsamda sözleşme, kadınların maruz kaldığı şiddeti sadece bireysel bir sorun olarak değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması olarak ele alır.
Önleme
- Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için toplumun her kesiminde bilinçlendirme kampanyalarının yapılması
- Mağdurlar üzerinde çalışan profesyonel kadroların eğitilmesi
- Farklı şiddet türleri ve bunların travma yaratıcı özellikleri hakkında farkındalık yaratılması
- Eğitimin her kademesinde, eşitliği ele alan konuların ders müfredatına dahil edilmesi
- Halka ulaşabilmek için STK’larla, medyayla ve özel sektörle iş birliği yapılması
Koruma
- Şiddete uğrayan veya uğrama riski olan bireyin fiziksel olarak şiddetten ve şiddet tehdidinden korunması, bireyin yasal hakları ve bunları nasıl kullanacağı konusunda bilgilendirilmesi ve bireyin şiddet sonrası hayatını tekrar kurabilmesi için desteklenmesi
- Hizmet sağlayıcıların (örneğin kolluk ve sağlık çalışanlarının) insan hakları ve toplumsal cinsiyet konularında eğitim almış olması [3]
- Verilen hizmetler kapsamında ayrımcılık yapılmaması ve ikincil mağduriyetlere sebep olunmaması
- Yeterli sayıda sığınma evinin tahsis edilmesi ve günün her saati kullanılabilecek ücretsiz telefon yardım hatları sağlanması
- Mağdurlara ve çocuklarına psikolojik ve hukuki danışmanlığın yanı sıra tıbbi yardım da sağlayan özelleşmiş destek hizmetlerinin düzenlenmesi
Yargılama
- Kadınlara yönelik şiddetin suç sayılmasının ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması
- Gelenek, töre, din, ya da “namus” gerekçelerinin, herhangi bir şiddet eyleminin bahanesi olarak kabul edilmemesinin sağlanması
- Soruşturma ve yargılama sürecinde mağdurların özel koruma tedbirlerinden yararlanmalarının sağlanması
- Kolluk kuvvetlerinin yardım isteyenlere anında yardıma gidebilmelerinin ve tehlikeli durumlara yetkinlikle müdahale etmelerinin sağlanması
Bütüncül Yaklaşımlar (Koordinasyon)
- Yukarıda belirtilen tüm tedbirlerin kapsamlı ve koordineli politikaların bir parçası olmasının sağlanması ve kadına karşı şiddete karşı bütüncül bir mukabelede bulunulmasının temin edilmesi
- İstanbul Sözleşmesi, ülkelerin bu alandaki gelişmelerini izlemek ve değerlendirmek üzere GREVIO (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Uzmanlar Grubu) adında bir denetim organı oluşturur. GREVIO, sözleşmeye taraf devletlerin uygulamalarını izler ve raporlar hazırlar.
Sözleşmenin Kapsamına Giren Kişiler
Bu sözleşme, yaşı, ırkı, dini, sosyal kökeni, göçmenlik statüsü ya da cinsel eğilimi ne olursa olsun, her türlü çevreden gelen kadınları ve kız çocuklarını kapsamaktadır. Sözleşme, bazı kadın ya da kız çocuğu gruplarının şiddet görme ihtimallerinin çoğu zaman daha fazla olduğunu kabul etmekte ve bu kesimin özel ihtiyaçlarının göz önüne alınmasının sağlanması gerektiğini belirtmektedir. Devletlerin sözleşmeyi erkekler, çocuklar ve yaşlılar gibi diğer şiddet mağdurları için de uygulamaları teşvik edilmektedir.
Sözleşmenin Kapsamına Giren Suçlar
1. Fiziksel Şiddet:
- Kadınlara yönelik her türlü fiziksel saldırı ve zor kullanma bu kapsama girer. Yumruk atma, vurma, itme, boğma gibi fiziksel zarar verme eylemleri sözleşme kapsamında suç sayılır.
2. Psikolojik Şiddet:
- Kadınlara karşı tehdit, hakaret, aşağılayıcı sözler, psikolojik baskı ve sindirme gibi eylemler de şiddet olarak değerlendirilir. Mağdurları kontrol altına alma amacıyla yapılan duygusal istismar ve psikolojik manipülasyon da sözleşmede suç olarak tanımlanmıştır.
3. Cinsel Şiddet ve Tecavüz:
- Kadınların rızası olmaksızın cinsel eylemlere zorlanması, cinsel saldırıya uğraması ya da tecavüz edilmesi sözleşmenin önemli başlıklarından biridir. Ayrıca evlilik içi tecavüz, yani kadının evlilik ilişkisi içinde eş tarafından zorla cinsel ilişkiye zorlanması da cinsel şiddet kategorisine girer.
4. Taciz Amaçlı Takip (Stalking):
- Kadını sürekli olarak takip etmek, izlemek, rahatsız edici mesajlar veya telefonlar aracılığıyla tehdit etmek veya baskı kurmak da sözleşme kapsamındaki suçlar arasındadır. Kadının özgürce hareket etme yetisini kısıtlayan bu tür davranışlar, taciz olarak değerlendirilir.
5. Cinsel Taciz:
- İstenmeyen cinsel teklif, yorum, dokunma gibi rahatsız edici davranışlar da cinsel taciz olarak tanımlanmıştır. Çalışma hayatı, eğitim kurumları ya da kamuya açık alanlarda gerçekleşen cinsel taciz vakaları sözleşme kapsamında suç teşkil eder.
6. Zorla Evlendirme:
- Kadınların veya çocukların rızası olmadan evlendirilmesi, zorla evlendirilme suçları da sözleşmenin kapsamına girer. Bu tür evliliklerin iptali için yasal düzenlemelerin yapılması gerekliliği de vurgulanır.
7. Kadın Sünneti (Genital Mutilasyon):
- Kadınların cinsel organlarına zorla ya da rızası olmadan yapılan cerrahi müdahaleler, özellikle kültürel pratikler doğrultusunda gerçekleştirilen kadın sünneti, sözleşmeye göre suçtur. Kadınların bedensel bütünlüğüne yönelik bu tür müdahaleler yasaklanmalıdır.
8. Zorla Kürtaj ve Zorla Kısırlaştırma:
- Kadının rızası olmadan hamileliğinin sonlandırılması (zorla kürtaj) ya da kadının kısırlaştırılması da sözleşmede yasaklanmış suçlar arasında yer alır.
9. Aile İçi Şiddet:
- Sözleşme, aile içi şiddeti cinsiyete dayalı şiddetin en yaygın formlarından biri olarak ele alır. Eş, eski eş, partner ya da diğer aile üyeleri tarafından uygulanan fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddet, sözleşme kapsamındaki suçlar arasında sayılır.
10. Ekonomik Şiddet:
- Kadınların ekonomik kaynaklara erişimini engellemek, onları maddi olarak bağımlı hale getirmek ya da maddi zorluklarla karşı karşıya bırakmak da ekonomik şiddet olarak tanımlanır. Bu tür davranışlar, kadının özgür iradesini ve bağımsızlığını kısıtlar ve sözleşme kapsamında şiddet olarak değerlendirilir.
11. Cinsiyete Dayalı Şiddet ve Ayrımcılık:
- Sözleşme, toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti ve ayrımcılığı da kapsar. Kadınların toplumsal cinsiyet rolleri sebebiyle maruz kaldığı her türlü ayrımcılık, özellikle şiddetle sonuçlanıyorsa, suç kabul edilir.
12. Dijital Şiddet ve Taciz:
- Sözleşmede açıkça belirtilmemekle birlikte, dijital ortamlarda yapılan taciz, tehdit, ifşa ya da zorla takip gibi davranışlar da ulusal hukukun geliştirilmesiyle kapsam dahilinde değerlendirilebilir. Bu bağlamda dijital şiddet, İstanbul Sözleşmesi’nin genel koruma ilkeleri çerçevesinde yer bulur.
Bu suçlarla ilgili ceza yargılaması süreçlerinde, devletler mağdurların etkin korunmasını sağlamak ve faillerin adil bir şekilde cezalandırılması için gerekli yasal düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. (Ayrıca Bknz.)
Türkiye, 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetle mücadeleye yönelik uluslararası bir anlaşmadır ve Türkiye, 2011’de sözleşmeyi imzalayan ilk ülkeydi. Çekilme gerekçeleri arasında, toplumsal cinsiyet kavramının yanlış anlaşıldığı ve geleneksel aile yapısına zarar verdiği iddiaları yer aldı.
Kaynakça
[1] https://rm.coe.int/istanbul-sozlesmesi-brosuru-tr/16809e40c9
[2] https://kadinininsanhaklari.org/savunuculuk/uluslararasi-sozlesmeler-ve-mekanizmalar/istanbul-sozlesmesi/
[3] https://istanbulsozlesmesi.org/istanbul-sozlesmesinin-onemi/




