Yüz Kızartıcı Suç Kavramı
Yüz kızartıcı suç tanımı günlük hayatta, toplum içinde sıkça kullanılan geleneksel yerleşik bir kavramdır. Yüz kızartıcı suç kapsamında, toplum tarafından algılanan tarafıyla, toplumun genel ahlak ve etik değerleriyle örtüşmeyen, hoş karşılanmaz ve kişinin bu suçu işlemesi halinde utanç duyularak toplumca kınanan suçlar” olarak anlamlandırılmaktadır. Fakat Türk Ceza Kanunu’nda belirli tipik kriterleri barındıran suç sınıflandırmaları içinde “Yüz Kızartıcı Suçlar” ayrımı bulunmamakta ve Türk Ceza Kanunu’nda kanunilik ilkesi uyarınca bu tanımdaki suçların maddi unsurlarına ayrıca yer verilmemektedir.
Yüz kızartıcı suçlar kavramının Türk Hukuku çerçevesinde kesişmesinin tarihçesine bakılacak olursa ; “Doç. Dr. Sami Selçuk, bu ampirik değerlendirme ve ayrımın, Fransız ceza yasasındaki sistemden kaynaklandığını açıklamaktadır. Fransız ceza yasasının, ahlaki bir değerlendirme ile (cinayet, crime) niteliği verdiği suçları işleyenleri, hem uslanamaz suçlular saydığını ve hem de bu mahiyet, nitelik ve ağırlıkları ile de (peine, affictive ou infamante) suç olarak kabul ettiğini belirtmektedir.” [1]
Fakat bu ayrım Türk Hukuku’nda farklı şekillere bürünmüş ve fakat “kanunilik ilkesi”ni karşılar bir hal kazanmamıştır.
Türk Ceza Hukuku’nun en temel ilkesi olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi TCK madde 2’ye göre ;
(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.
Yüz Kızartıcı Suçlar Hangi Kanun / Kanunlarda Düzenlenmektedir?
Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası madde 76’da “yüz kızartıcı suçlar” teriminin kullanımı söz konusudur. Öyle ki madde 76’ya göre:
“B. Milletvekili seçilme yeterliliği Madde 76
– Onsekiz yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir. En az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, askerlikle ilişiği olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, Resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler.”
Söz konusu kullanım yüz kızartıcı suçlar kategorisini belirleyen yahut sınıflandıran nitelikte değildir. Kanunun sözünün açık, anlaşılır olması gerekliliği maalesef bu kanun maddesinde de ortaya konduğu gibi ihmal edilmiştir. “… zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla…” kullanılan gibi ifadesi ile anayasa koyucu tüketici (sınırlayıcı) bir anlatım izlememiştir. Bu nedenle sayılan suçlar bir örnek boyutunda kalmıştır. Doktrinde ve TBMM’nin 12.5.1937 gün, 991 sayılı yorum kararında belirtilen kanunu yorumlama şekli yukarıda anlatılan haliyle açıklanmış ve hakim takdirine bırakılmıştır. Fakat sayılan söz konusu suçların maddi unsurları ve haksızlık muhtevaları (ağırlıkları) “yüz kızartıcı suçlar” olarak ortak bir paydada buluşacak bileşenlere sahip değildirler. Bu nedenle ne “gibi” ibaresine dayanarak yüz kızartıcı suçların genişletilerek farklı suç tiplerinin de bu kategoride değerlendirilmesi ne de yüz kızartıcı suçların 76. Maddede yer alan tipik suçlarla sınırlı olduğunu söylemek doğru olacaktır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde yer alan yüz kızartıcı suçlar kavramı yürürlükten kaldırılmış ve bunun yerine söz konusu devlet memurluğuna engel suçlar sayılmıştır. Aynı kanunun 125. Maddesinde yer alan “Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” başlığı altında (g) bendinde:
Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak…
şeklinde disiplin cezası gerektiren hal olarak varlığını sürdürmekte ve fakat bir suç tipi olarak sayılmamıştır.
5525 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun’un 1. maddesinde :
MADDE 1 – Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla basit veya nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçlar veya istimal ve istihlâk kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma (…) affedilmiştir.
Şeklinde bir tanımlama söz konusudur. Fakat meslek gruplarına ilişkin uygulanacak disiplin kural ve ilkelerinde sıkça karşılaşılan “yüz kızartıcı suç” kavramı mesleğin iç dinamiğine göre ucu açık bırakılan bir tanım olarak kalmaya devam etmektedir. Öğretide disiplin cezalarının sebep ve sonuçlarının hukuki konumları farklı görüşlerce tartışılmaktadır. [2]
2839 sayılı Milletvekili Seçim Kanunu’nun 11. maddesinin 1. fıkrasında “….Basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar” , 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 8. Maddesinin (h) bendinde “Hakim veya savcı olarak mesleğe kabul edilebilmek için “….zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı bir suçtan…soruşturma ve kovuşturma altında olmamak…”, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu 8. Maddesinin (d) bendinde: “….. basit veya nitelikli zimmet, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar” işleyenlerin söz konusu meslek gruplarında belirli sıfatlarla yer almasının önü kapatılmıştır. [3]
Fakat fark edildiği üzere, farklı kanunlarda yüz kızartıcı suçlar genellemesinden önce sayılan suç tipleri kanundan kanuna değişiklik gösterebilmektedir. Bazı kanunlarda sayılan tipik suçtan bahsedilirken bazı kanunlarda suçun hem basit hali hem de nitelikli hali kanunun sözünde yer alabilmektedir. Bu nedenle kişinin özellikle ilgili meslek grubuna ilişkin kanunu bir hukuki danışman rehberliğinde değerlendirmesi doğru bir yorumlamada bulunmasında fayda sağlayacaktır.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 3. maddesinin 2. fıkrası:
“ 4) Taksirli suçlar hariç olmak üzere affa uğramış olsalar dahi süreli hapis veya sigortacılık mevzuatına aykırı hareketlerinden dolayı hapis veya birden fazla adlî para cezasına mahkûm edilmemiş yahut cezası ne olursa olsun basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, görevi kötüye kullanma gibi yüz kızartıcı suçlar ile kaçakçılık suçları, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, Devlet sırlarını açığa vurma veya vergi kaçakçılığı suçlarından dolayı hüküm giymemiş olması” Anonim şirket şeklinde kurulacak sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin kurucusu sıfatını taşıması önünde kanuni bir zorunluluk olarak belirlenmiştir. Söz konusu sayılan suçlar arasında Türk Ceza Kanunu m.155’te düzenlenen “Güveni Kötüye Kullanma” suçu da sayılmıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu yahut 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nda olduğu gibi mesleklere giriş için aranan kanuni şartlarda “yüz kızartıcı suç” işlememiş olma ibaresi kaldırılmıştır. Dikkat edilmesi gereken husus “ … gibi yüz kızartıcı suçlar”dan önce sayılan suçların kanundan kanuna ve genellikle belirli bir mesleğe mensup olma şartlarında değişiklik gösterdiği gerçeğidir. Söz konusu meslek veya alanın kanuni düzenlemesi ve sayılan suçlar mesleğin amacı, hizmet ettiği ilkeler ve içinde olduğu alana göre şekillenmekte ve bu da “yüz kızartıcı suç” kavramında lafzi bir yeknesaklık sağlanmasını zorlaştırmaktadır.
Mevcut düzenlemeler dikkate alındığında “ yüz kızartıcı suç” niteliğini haiz olduğu kanaatine varılabilecek suçlar listelenecek olursa bunlar:
- Hırsızlık (basit ve cezayı ağırlaştıran nitelikli hali)
- Dolandırıcılık
- Zimmet
- İrtikap
- Güveni Kötüye Kullanma
- Rüşvet
- Dolanlı (Hileli) İflas
- Özel / Resmi Belgede Sahtecilik
- Görevi Kötüye Kullanma
olarak ifade edilebilir.
“Yüz kızartıcı suçlar” kavramının toplumun genel ahlak değerlerince kabul görmeyen, bu suçları işleyen kişilerin toplumca kınan fiillerde bulunduğu ana fikri ile kategorize edilmesi, çağdaş hukuk anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Bu haliyle kabul edilse bile Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen ve yine toplumca kabul edilebilir görülmeyen daha birçok suç tipinin bu kapsama alınmayıp, yalnızca belirli suçların gibi edatından önce kullanılmış olması da bir mantık çerçevesinde açıklanabilir değildir.
Söz konusu “yüz kızartıcı suç”lardan birini işlediğine ilişkin mahkemeden kesinleşmiş kararın çıkması halinde Adli Sicil Kanunu’na göre kişinin suç ve cezası adli sicil kaydına işlenir. Bu kayıtlar mahkeme kararına ilişkin olarak değişikliklere uğrayabilir, silinebilirler. Adli sicil kaydına işlenmeyecek olan hususlar kişilerin disiplin suçlarına ve mahkûm edildikleri idari para cezalarına ilişkindir. Belirtildiği üzere yüz kızartıcı suçlar olarak nitelendirilen suçlardan kesinleşmiş mahkeme kararı bulunan kişilerin asli sicil kayıtları tutulur.
Öyle ki 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’na göre;
Madde 12 – Adli sicil ve arşiv kayıtlarının silinmesi
b)Anayasanın 76. Maddesi ile Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda bir hak yoksunluğuna neden olan mahkumiyetler bakımından kaydın alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren;
Görüldüğü üzere doğrudan Anayasa maddesine ve dolaylı yoldan “hak mahrumiyetine sebebiyet veren mahkûmiyetler” göndermesi ile Adli Sicil Kanunu, kanuni bir düzenlemenin bulunması halinde bir haktan, bir mesleğe girişten yoksun bırakacağı belirlenen yüz kızartıcı suçtan mahkûm olmuş kişilerin adli sicil kayıtları (sabıka kaydı) tutulacaktır.

Yüz Kızartıcı Suçlar Adli Sicil Kaydından Silinir Mi?
5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 12. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine göre;
Anayasanın 76. Maddesi ile Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda bir hak yoksunluğuna neden olan mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren;
- Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşuluyla on beş yıl geçmesiyle,
- Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşulu aranmaksızın otuz yıl geçmesiyle
tamamen silinir.
Bununla beraber aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca: “Fiilin kanunla suç olmaktan çıkarılması halinde, bu suçtan mahkumiyete ilişkin adli ve arşiv kayıtları, talep aranmaksızın tamamen silinir.”
Mahkeme kararı ile verilmiş olan mahkûmiyete ilişkin adli sicil kaydının tutulması ile arşiv kaydının tutulması kavramları birbirinden farklıdır. Bu nedenle dikkat edilmesi gereken husus yukarıda verilen kanun maddesinde düzenlenen süreler değerlendirilirken mahkûmiyete ilişkin kaydın arşive alınma koşullarının oluşması aranmaktadır.
Adli sicilde tutulmuş kaydın silinerek arşiv kaydına alınma koşulları ise:
Adli Sicil Kanunu madde 9 (1) uyarınca;
- Cezanın veya güvenlik tedbirinin infazının tamamlanması,
- Ceza mahkumiyetini bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikayetten vazgeçme veya etkin pişmanlık
- Cezanın zamanaşımının dolması
- Genel af
Halinde Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nden silinerek arşiv kaydına alınır.
(2) Adli sicil belgeleri, ilgilinin ölümü üzerine tamamen silinir.
Konuya İlişkin Mahkeme Kararlarından Örnekler
- AYM, T. 16.01.2014, E. 2013/110, K. 2014/8
Anayasa Mahkemesinin bu başvuruya ilişkin verdiği kararda, “dava konusu kuralda belirsiz olduğu ileri sürülen memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerin tümünün önceden öngörülmesinin ve tespitinin imkânsız olduğu, idarenin faaliyetlerinin çok çeşitli, karmaşık ve değişken olması sebebiyle söz konusu hareketlerin tek tek ortaya konulmasının mümkün olmadığı, normun daha kesin ve açık bir düzenlemeye olanak tanımaması nedeniyle kullanıldığı anlaşıldığından anılan kavramların kullanılmasında belirlilik ilkesine aykırılık bulunmadığı, fıkrada genel bir belirleme yapılmadığı, disiplin cezası gerektiren hareketlerin, memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak derecede yüz kızartıcı ve utanç verici olması gerektiği düzenlenerek genel çerçevenin çizildiği” belirtilmiştir. “yüz kızartıcı suç” kavramının ve bu kavramın belirttiği hareketlerin yargı kararları yoluyla da netleştirildiği ve dolayısıyla itiraza konu olan DMK‟nın 125/E- (g) maddesinin Anayasa‟ya aykırı olmadığı kararlaştırılmıştır.
- Danıştay, 12. D., T. 17.02.2021, E. 2018/2824, K. 2021/807
Kararda, bir öğretmenin öğrencisi ile reşit olmadan cinsel ilişkide bulunması, anılan kişinin cinsel içerikli fotoğraflarını üçüncü kişilere yayması ve sosyal statüsünü tehdit etmek sureti ile yeniden ilişkiye girme ve iletişime geçmeye zorlaması eylemleri sonucunda Yüksek Disiplin Kurulu tarafından DMK‟nın 125/E-(g) maddesi uyarınca devlet memurluğundan çıkarılması ile cezalandırılmasına ilişkindir. Yüksek Disiplin Kurulunun bu kararının iptali istemiyle dava açılmış ancak idare mahkemesi dava konusu iĢlemin hukuka uygun olduğuna karar vermiĢtir. Daha sonra idare mahkemesi kararı temyize konu edilmiş ve Danıştay 12. Dairesinin 14.03.2018 tarihli E. 2016/7142 ve K. 2018/1095 sayılı kararıyla temyize konu idare mahkemesi kararı onanmıştır. Davacı tarafından bu kararın düzeltilmesinin talep edilmesi üzerine ise Danıştay 12. Dairesinin 17.02.2021 tarihli bu kararıyla davacının gerçekleĢtirmiĢ olduğu “cinsel istismar” eylemi DMK‟nın 125/E-(g) maddesinde belirtilen “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak” kapsamında değerlendirilmiş ve idare mahkemesi kararı onanmıştır. [4]
Kaynakça
[1] MALKOÇ, İsmail: “Kanunlarımızda Yüz Kızartıcı Suç Kavramı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1989, Sayı 4, s. 586-599.
[2] Maraş Çankaya, B. & Durkun, Z. (2023). Disiplin Hukuku Açısından “Yüz Kızartıcı ve Utanç Verici Hareketler” . Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi , 9 (2) , 583-597 . DOI: 10.54699/andhd.1200541
[3] DOĞAN, Boran: “Yüz Kızartıcı Suçlar ve Cezaları”, https://barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/yuz-kizartici-suclar-nelerdir.html
[4] Maraş Çankaya, B. & Durkun, Z. (2023). Disiplin Hukuku Açısından “Yüz Kızartıcı ve Utanç Verici Hareketler” . Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi , 9 (2) , 593 . DOI: 10.54699/andhd.1200541



