Depremin Hukuki Boyutları

Deprem

Depremin Hukuki Boyutları

Deprem hukuki açıdan birçok sonuç doğuran bir doğal afettir. Depremler nedeniyle ortaya çıkan maddi zararlar ve can kayıpları, hukuki düzenlemelere tabidir. Bu durumda, mağdurların tazminat talepleri, hukuki süreçlerle ele alınır ve adli makamlar tarafından değerlendirilir. 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ın üzerinde bulunduğu fay hattından büyük bir depremin meydana gelmesinin çeşitli uzmanlarca öncesinde tespit edildiği göz önüne alındığında dayanıksız binaları inşa eden ve bunların denetimini sağlamayanlar tarafından “olacaksa olsun” şeklinde depremle yıkılmasının zaten kabullenerek yapıldığı, bu sebeple olası kastın varlığından söz edileceği kabul edilmektedir.[1]

Deprem

Ülkemizde depremle ilgili çıkarılan özel bir kanun olan 4708 sayılı Yapı Denetim Kanunu, tüzel kişilik olarak bakanlığın verdiği izin belgesi ile kurulan yapı denetim kuruluşlarının bu Kanun’a tabi tüm yapıların denetimini sağlamakla yükümlü kılar.[3] Kurulan yapı denetim kuruluşları proje müelliflerince hazırlanan, yapının inşa edileceği arsa veya arazinin zemin ve temel raporları ile uygulama projelerini ilgili mevzuata göre incelemek, proje müelliflerince hazırlanarak doğrudan kendilerine teslim edilen uygulama projesi ve hesaplarını kontrol ederek, ilgili idareler dışında başka bir kurum veya kuruluşun vize veya onayına tabi tutulmadan, ilgili idareye uygunluk görüşünü bildirmek, yapının, ruhsat ve ekleri ile mevzuata uygun olarak yapılmasını denetlemek, yapım işlerinde kullanılan malzemeler ile imalatın proje, teknik şartname ve standartlara uygunluğunu kontrol etmek ve sonuçlarını belgelendirmek, malzemeler ve imalatla ilgili deneyleri yaptırmakla yükümlü kılınmıştır. Yapı denetim kuruluşları öncelikli risk bazlı denetimle yükümlü kılınmıştır. Yapı denetim kuruluşları, denetçi mimar ve mühendisler, proje müellifleri, laboratuvar görevlileri ve yapı müteahhidi ile birlikte yapının ruhsat ve eklerine, fen, sanat ve sağlık kurallarına aykırı, eksik, hatalı ve kusurlu yapılmış olması nedeniyle ortaya çıkan yapı hasarından dolayı yapı sahibi ve ilgili idareye karşı, kusurları oranında sorumludurlar. Yapı Denetim Kanunu ilgili kişilerin sorumluluğunu kusurları oranında tutmuştur. İlgili kişilerin sorumluluk süresi; yapı kullanma izninin alındığı tarihten itibaren, yapının taşıyıcı sisteminden dolayı on beş yıl, taşıyıcı olmayan diğer kısımlarda ise iki yıl olarak sayılmıştır. Yapı Denetim Kanunu yapı izin belgesi alındıktan sonra yapıda yapılan izinsiz değişikliklerin, izinsiz değişiklik yapanı sorumlu tutmuştur.

Ceza Hukuku Açısından İncelenmesi

Yıkılan binaların inşası sırasında üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeyen müteahhit ve fenni mesuller ile binanın yıkılması sonucunda gerçekleşen ölüm ve yaralanma arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Bu şartın gerçekleşmesi halinde, olası kastla veya bilinçli taksirle öldürme, yaralama veya yalnızca tehlikenin ortaya çıkması durumunda genel güvenliğin kasten tehlikeye atılması suçları açısından müteahhit ve fenni mesuller sorumlu tutulabilecektir.

Taksirle, bilinçli taksirle veya olası kastla ölüm ve yaralama suçları, şikâyete gerek olmaksızın, kamu adına Cumhuriyet Savcılığınca takip edilmelidir. Bununla birlikte zarar gören ve mağdurlar, kovuşturma sırasında katılan olarak davaya müdahil olup beyan ve ifadelerini mahkemeye sunabilirler.

Yargıtay’ın deprem suçları hakkındaki görüşü suçun ekseriyetle “bilinçli taksir” olarak işlendiği yönündedir. Yapının inşasında bulunan hataların hile ile gizlenmesine yönelik bazı kararlarında ise suçun “olası kast” ile işlendiğine hükmetmiştir.

Suçun manevi unsurunda olan tasnif, cezaların toplanmasında etkili olacaktır. Zira birden fazla kişinin taksirle ölümüne sebep olma suçunun cezası “2-15” gibi geniş bir aralıkta yer alırken, suçun “olası kast” ile işlendiğinin kabulü halinde cezanın alt sınırı “20” yıla çıkacaktır. [2]

 Devletin, vatandaşı depreme karşı koruma, depremin zararlarını en aza indirme konusunda pozitif bir yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülüğe aykırı davranan kamu görevlilerinin görevi ihmal etme ve görevi kötüye kullanma suçlarından cezai sorumluluğu söz konusu olacaktır. Bununla birlikte denetim görevini yerine getirirken menfaat elde etmek için ruhsat, rapor veya uygunluk almak amaçlı evrak düzenleyen memurlar ise rüşvet ve irtikap suçlarından sorumludurlar. [4]

Kamu görevlileri hakkında ise özel bir soruşturma usulü söz konusudur. Görevine aykırı biçimde davranan bu kamu görevlileri hakkında ceza soruşturmasına devam edilebilmesi için ilgili amirden izin alınması gerekmektedir. Bu nedenle savcılık suç duyurusunu aldıktan sonra, ivedilikle toplanması gereken ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri toplamalı ve idari makamın onayına sunmalıdır. Soruşturma izni verilmemesi durumunda ise ilgili kararlara karşı idari yargıda itiraz edilebilir.

Ölenin ya da yaralananın eşi ve çocukları, eğer bunlar yok ise yakınları, suçun işlendiği yerin Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet dilekçesi vermelidir. Söz konusu binalarla ölüm ve yaralanmalar arasında illiyet bağı tesisinin sağlanması için delil tespiti yaptırılmalıdır. Ceza soruşturulmalarında tespit edilen deliller daha sonra özel hukuk davalarında da kullanılabilecektir.

Borçlar Hukuku Açısından İncelenmesi

Deprem sebebiyle yıkılmış olan binalar açısından kiralanan yok olduğu için Türk Borçlar Kanunu’nun 136 maddesi uyarınca ifa imkansızlığı söz konusu olacaktır. Dolayısıyla bu şekilde yıkılan binalar açısından kira sözleşmesi sona erdiğinden yeni yapılacak taşınmazlarda kiracının herhangi bir hakkı bulunmamaktadır.

Satın aldığı taşınmazı herhangi bir ticari amaç gütmeden mesken olarak kullanmak amacıyla satın alan ev sahibinin bu işlemi tüketici işlemi olarak nitelendirilmektedir. Bu durumda ilgili madde uyarınca ayıp, ağır kusur veya hile ile gizlenen durumlarda zamanaşımı hükmü uygulanmaz. [5] Dolayısıyla müteahhidin ayıp, ağır kusur veya hile ile gizlemiş olduğu bir durum söz konusu ise ev sahibi herhangi bir süre kısıtlamasına tabi olmaksızın zararını müteahhitten tazmin edebilir.

Taşınmazın doğrudan müteahhitten değil de başka bir üçüncü kişiden satın alındığı durumda müteahhidin haksız fiil sorumluluğuna dayanılarak zararın tazmin edilmesi mümkündür. TBK m.72 hükmünce haksız fiil için öngörülen zamanaşımı süresi zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır. Ancak, 1999 Gölcük depreminden sonra Yargıtay hakkaniyete aykırı durumların önüne geçmek için bu zamanaşımı süresini binanın yıkıldığı tarihten itibaren başlatmaktadır. [6]

İdarenin Sorumluluğu 

Anayasa’nın 56 ve 17 maddeleri uyarınca deprem bölgelerindeki kaçak yapılaşmayı engellemek, yıkılan veya tadilatı mümkün olmayan binaları tahliye ettirmek, tadilatı mümkün olmayan yapıları derhal yıktırmak, kentsel dönüşüm uygulamaları yapmak, tehlikeli bölgelerde yapılaşmayı engellemek, sağlıksız durumda olan yıkılmak üzere olan binaların yıkılmasını sağlamak devletin sorumluluğundadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2 maddesinde düzenlenen yaşam hakkının, devletin depreme karşı vatandaşlarını koruma yükümlülüğünün yanında ölümle sonuçlanan olaylardan sorumlu kişilerin tespit edilmesi ve haklarında etkin bir soruşturma süreci yürütülmesi de mahkeme içtihatları neticesinde devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinden biri olarak sayılmıştır. [7]

Deprem gibi doğal afetlerde idarenin meydana gelebilecek hizmet kusurlarına dayanılarak doğrudan maddi ve manevi zararların tazmini talep edilebilir. Ancak bu noktada idarenin denetim ve gözetim yükümlülüğünden kaynaklı hizmet kusurunun bulunması gerekmektedir.

Mücbir sebep idarenin sorumluluğunu azaltacak veya kaldıracak bir hukuki savunma olmasına rağmen, deprem kuşağında yer alan riskli bölgelerde depremin gerçekleşme ihtimali idare tarafından bilindiğinden deprem her durumda mücbir sebep olarak kabul edilemez. Mücbir sebepten bahsedebilmek için öngörülemezlik, dışsallık ve karşı konulamazlık unsurlarının hepsinin aynı anda varlığı gerekir. [8]


Kaynakça

[1] Yargıtay 12 Ceza Dairesinin 06.04.2017 tarihli ve 2017/172 E., 2017/2866 K. sayılı kararı

[2] 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu

[3] 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun

[4] AKBULUT Berrin, “Deprem Nedeniyle Meydana Gelen Ölüm ve Yaralanmalara Ait Ceza Hukuku Sorunlarına İlişkin Bazı Tespitler”, SÜHFD, C. 31, S. 2, 2023, s. 569-628.

[5] 6502 Kanun Numaralı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.12

[6] Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 13.5.2002 tarihli ve 2002/4491 E., 2002/5701 K. Kararı

[7] Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi • Cilt 24, Sayı 2, Aralık 2018, ISSN 2146-0590, ss. 660-681, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 2. Maddesi Çerçevesinde Yaşam Hakkının Korunmasında Devletin Yükümlülüğü

[8] 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu