Kadının Çocuğuna Soyadını Verme Hakkı

Kadının Çocuğuna Soyadını Verme Hakkı

Kadının Çocuğuna Soyadını Verme Hakkı

Bu makalede, kadının ve erkeğin aile soyadını belirlemedeki konumları; evlilik birliği içerisinde doğan çocuğun soyadı; evlilik birliği dışında doğan çocuğun soyadı, boşanma vb. ile sona eren evlilik birliğinde çocuğun soyadının belirlenmesi durumları ele alınacaktır.

Türk Medeni Kanunu [1] m.321: “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin soyadını taşır.” 

Bu madde doğrultusunda, evlilik birliği içerisinde doğan çocuk, aile soyadını taşıyacaktır. Evlilik içerinde doğan çocuğun soyadı, aile soyadı olarak belirlenir. Aile soyadı TMK uyarınca babanın soyadıdır. Anne, bekarlık soyadını, aile soyadının önünde taşıyor olsa dahi çocuğa bu bekarlık soyadı verilemez. Çocuğun, ana ya da babasının soyadını seçme hakkı yoktur. 

Evlilik birliği dışarısında doğan çocuğun, soyadının anasından gelmesi; soy bağının anayla doğumla kurulmasındandır. Velayeti anneye ait olacaktır ve çocuk annesinin soyadını taşır. Evlilik dışı çocuk ile babanın arasındaki bağ 3 yolla kurulabilir:

Ana-babanın evlenmesi

Babalık davası

Çocuğun baba tarafından tanınması yolları ile çocuk-baba arasındaki soy bağı kurulur.

Kadının Çocuğuna Soyadını Verme Hakkı

Soyadı Kanunu (2) 4.maddesinin 2.fıkrasındaki “…Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır” ibaresi AYM 8.12.2011 tarihli, E.2010/119, K.2011/165 (3) sayılı kararı ile hukuk düzeninde anayasal haklar bakımından güvence altına alınan ‘eşitlik’ ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle iptal edilmiştir.

Aile soyadını belirleme hususu, aile kurumu nezdinde hukuken denk konumda olan ana ve babaya eşit şekilde tanınmamıştır ve bu durumun anayasal hakları ihlal ettiği, anayasanın; 10 ve 41.maddelerine aykırılık teşkil ettiği ortaya konulmuştur.

Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddesinin birinci, ikinci, dördüncü ve beşinci fıkraları şöyledir: [4]

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

Sözleşme’nin “Ayrımcılık yasağı” başlıklı 14. maddesi şöyledir: [5]

“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”

Anayasa’nın “Ailenin korunması ve çocuk hakları” kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir: [6]

“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

Kadın-erkeğin aile kurumu içerisinde TMK uyarınca denk konumda kabul edilmeleri, buna ilişkin uluslararası insan hakları sözleşmeleri de beraber değerlendirildiğinde; sona ermiş evlilikte çocuğun soyadının belirlenmesi hakkının yalnız babaya verilmesi ve annenin bu haktan yararlanamaması eşitlik ilkesinin ihlalinin bir görünümüdür.

Türk hukukunda ön adın belirlenmesi, Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 339’da “çocuğun adını ana ve babası koyar” hükmü uyarınca, velayet hakkı çerçevesinde gerçekleşmektedir. Soyadının kazanılması ise Soyadı Kanununun yanı sıra, TMK içerisinde de düzenlenmiştir. Ancak çocuğun soyadı, velayet hakkı kapsamında değil; TMK’nın Aile Hukuku kitabının “Hısımlık” kısmında yer alan “Soybağının Hükümleri” kapsamında düzenlenmektedir [7] Yürürlükteki yasal düzenleme uyarınca, evlilik birliği içinde doğan çocuk babanın soyadını alır ve bu soyad babanın ölmesi ya da eşlerin boşanması durumlarında değişmez. [8] Boşanma sonrası velayet durumu; çocuğun soyadı kullanımını etkilemez. Çocuk babasının soyadını kullanmaya devam eder. Ancak, velayetinin annesinde olduğu; ve farklı etmenlerin bulunduğu somut olaylarda; örneğin çocuğun babasını dahi tanımadığı, durumlarda kadın çocuğuna kendi soyadını vermek istemektedir.

Boşanmış Kadın, Çocuğuna Kendi Soy Adını Verebilir Mi?

Kadının bu haklı isteği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kabul gördü. Birçok haklı sebepten boşanmış kadınların, çocuklarına velayetleri kendilerinde olmasına rağmen soyadı verme hakkının olmamasının atıf yapılan anayasa maddelerine aykırılık teşkil ettiği ortaya konmuştur.

Velayet hakkı, çocukların küçük olmalarından dolayı ana ve/veya babalarına onu koruma, adına temsil yetkisini kullanma, malvarlığının yönetimi gibi durumlarda hukuken hak ve yükümlülükler tanıyan bir müessesedir. Velayet hakkı kendisinde olan babaya, çocuğun soyadını verme hakkı tanınması; aynı durumdaki kadın içinse bu hakkın söz konusu olmaması, hukuken denk konumda olduğu kabul edilen aile kurumunun özneleri ana ve babaya bu konuda eşit haklar verilmediğini ortaya koymaktadır. Türk hukukundaki düzenlemeler doğrultusunda eşlerin aile içerisindeki, kendi aralarında ve çocukla olan ilişkilerindeki hak ve yükümlülüklerin eşit olduğu düzenlenmişken; bitmiş bir aile birliği sonrasında bu denkliğin soyadı verme konusunda sağlanamaması durumu; ihlal yaratmaktadır.

TMK uyarınca kadının evlendikten sonra yalnız kendi soyadını taşıyabileceği bir düzenleme mevcut değildir. Kadın aile soyadı neticesinde erkeğin soyadını, dilerse de bu soyadın önünde kendi bekarlık soyadını alabilir.  Kadının soyadının evlilik birliği içerisinde doğan çocuğun soy adına herhangi bir etkisi yoktur, evlilik dışında doğan çocuğun soyadının belirlenmesi ve evlilik birliğin sona erdiği hallerde çocuğun soy adındaki hak tartışmaları devam etmektedir. 

2017 yılı yargıtay kararlarına kadar, kadına velayet hakkı kendisinde olan çocuğunun soyadını değiştirme imkanı tanınmamaktaydı. Yalnızca velayet hakkına sahip olmak, çocuğa soyadını vermek için yeterli kabul edildiği senaryoda; velayetin tekrar babaya geçtiği durumda, eşitlik ilkesi gereği baba da bu haktan mahrum bırakılamazdı. Dolayısıyla emsal kararlar incelendiğinde, kadının velayeti kendisinde olan çocuğa soyadını verebilmesi için haklı sebepler göstermesi aranmıştır.

Kadının talebi üzerine, dava açılarak çocuğun soyadı değiştirilebilmektedir. Ancak yalnızca velayet hakkının kadında olması ve çocuğun farklı bir soyad taşıyor oluşu, mahkemece haklı bir sebep olarak kabul edilmemektedir. Çocuğun yüksek yararı, çocuğun aile yaşamına saygı gibi durumlar göz önüne alınması mecburidir. Çocuğun babasını hiç tanımadığı, babanın babalık yapmayı reddettiği, çocuğun anne ile arasındaki soyadı farklılığı karmaşasını anlamlandıramadığı, bunu açıklamakta zorluk çektiği ve kimlik sorunu yaşadığı, akran zorbalığı gördüğü, çocuğun ruhsal durumunun bundan etkilendiği durumlar somut olay bazında haklı bir sebep olarak görülmüştür.

Yalnızca velayet hakkının geçiş yapmasından ötürü aile bireylerine çocuğun soyadını değiştirme hakkı tanınamaz, aksi halde velayet tekrar babaya geçtiğinde de çocuk için de yorucu bir süreç başlayacaktır. Yargıtay HGK’nın E. 2013/2352, K. 2015/1710 sayılı, 19.06.2015 karar tarihli kararına [9] istinaden bu bir haksa, velayet tekrar kendisine geçen baba da bu haktan mahrum bırakılamaz o halde.

Yargıtay’a göre; yalnızca boşanmış anne ve babadan ötürü anne ve çocuğun farklı bir soyadı taşıması haklı bir neden olarak görülmemektedir. Bu kararın verilmesinde birden fazla etmen değerlendirilmektedir ve haklı nedene karar verecek olan makam hakimlik makamıdır.


Kaynakça

[1] TÜRK MEDENİ KANUN

[2] SOYADI KANUNU

[3] https://www.lexpera.com.tr/resmi-gazete/metin/anayasa-mahkemesinin-8-12-2011-tarihli-ve-e-2010-119-k-2011-165-sayili-karari-28204-2011-165

[4] (https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/7979)

[5] (https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/7979)

[6] (https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/7979)

[7] (Akipek, Akıntürk ve Ateş Karaman, 2017; Birinci Uzun, 2016; Işıntan, 2012; Öztan, 2015) .

[8] Y.  Abik. Kadının Soyadı ve Buna Bağlı Olarak Çocuğun Soyadı. Ankara: Seçkin Yayıncılık2005, pp.293    

[9] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.06.2015 tarihli ve 2014/56 E., 2015/1679 K. sayılı kararı  

[10] https://www.e-icisleri.gov.tr/GeneleAcikSayfalar/KararlarKanunlar/KararlarDetay.aspx?KararlarKey=4143c93e-25eb-4f6b-a12a-3f8d577b5ed5#:~:text=%C3%96zet%20%3A-,4721%20Say%C4%B1l%C4%B1%20Medeni%20Kanunun%20321.%20(%C3%B6nceki%20743%20Say%C4%B1l%C4%B1%20Yasan%C4%B1n%20259,herhangi%20bir%20de%C4%9Fi%C5%9Fikli%C4%9Fe%20neden%20olamaz.